Anaç Özellikleri

Kiraz ve Vişne Klon Anaçları

Maxma 14

Prunus mahaleb ve Prunus avium melezi bir kiraz anacıdır. Üzerine aşılanan çeşidin gelişimini %20-30 hızlandırır ve erken verime yatırır. Kuş kirazı(Mazard)anacının %70-75 i kadar ağaç taç haçmi oluşturur. İyi drenajı olan toprakları sever ve ağır topraklarda gelişimi iyi değildir. Yarı nemli bölgeleri ve buharlaşma oranını fazla, yağışın az olduğu bölgeleri sever. Soğuklara dayanıklı bir anaçtır. Phytophtora kök çürüklüğü ve Agrobacterium kök kanserine hassas olup Pseudomonas (dal kanseri ve çürüklük)’a karşı dayanıklıdır.

Cab 6P

Kiraz çeşitleri ile uyumlu ve kolay aşılanıp aşı tutma oranı yüksek olan bir anaçtır. Kuş kirazı(Mazard)anacının %50-60 ı kadar ağaç taç haçmi oluşturur Sık dikim ile birim alana düşen verimi arttırma, erken verime yatırma ve meyve kalitesini arttırma gibi özellikleri vardır. Ağır ve geçirgenliği az olan topraklar için uygundur. Kireçli topraklara dayanıklı ve söküp tekrar dikmeye uygundur. Soğuklara dayanıklı bir anaçtır.  Armillaria (ateş yanıklığı)’na hassastır. Verticillium solgunluğu, Phytophtora çürüklüğü ve Agrobacterium (kök kanseri) ‘ne karşı toleranslıdır.

SL 64

Mahalep kökenli bir yarı bodur anaçtır. Mahalep çöğürünün %75-80 i kadar gelişme göstermektedir. Kurak, kumlu, çakıllı taşlı, kireçli topraklara ve havalanması iyi nispeten ağır topraklara da uyum gösterebilir. Yorgun topraklarda da kullanılabilir.

Kuş Kirazı

Ülkemizde yaygın olarak kullanılan bir tohum anacıdır. Soğuklara dayanıklıdır. Verimli, derin, tınlı, geçirgen toprakları tercih eder. pH’ı yüksek, kireçli topraklarda kullanılmamalıdır. Büyük taç yapmaya meyillidir. Bu sebeple dikimden itibaren alçaktan taçlandırma ve geniş açılı dallandırma yapılmalıdır. Yaz aylarında su ihtiyacı yüksektir.

Mahlep

Sulama imkânı olmayan, çakıllı, kumsal arazilerde kullanılması önerilecek bir anaçtır. Kuş kirazına göre daha küçük taç oluşturur. Kuş kirazına göre kirece daha dayanıklıdır. Taban suyu yüksek arazilerde zarar görür.

Erik ve Kayısı Klon Anaçları

Myrobolan C29

Yaygın kullanılan yarı bodur bir anaçtır. Kayısı anacı olarak da kullanılmaktadır. Ağır ve kireçli(%8-9 aktif kireç) topraklara dayanıklıdır. Kök ur nematoduna toleranslıdır.Yüksek verimli bir anaçtır. Yorgun topraklara da uyum sağlayabilmektedir. Çöğür anacının %70-80’ni kadar gelişme göstermektedir. Dikim mesafeleri; sıra üzeri 3-3,5m sıralar arası 4,5-5 m aralık ve mesafeler uygulanabilir.

Pixy

İngiltere’de East Malling Araştırma İstasyonu tarafından St. Julien d’Orleans klon populasyonu arasında bodur anaç olarak elde edilmiştir. Vegetatif olarak (odun çelikleri ile) üretilen bu anaç üzerine aşılı erik çeşitleri erken meyveye yatmakta, daha iri meyveli ve şeker oranı yüksek meyve oluşturmaktadır. Pixy, St.Julien anacına göre % 30 oranında bodurluk sağlamaktadır.

Yabani Erik

Ülkemizde yaygın olarak kullanılan tohum anacıdır. Ağır ve nemli topraklarda olduğu kadar hafif ve kumlu topraklarda da iyi büyürler. Kök ur nematoduna hassas fakat kök boğazı çürüklüğüne karşı dayanıklıdır.

Armut ve Ayva Klon Anaçları

OHF 333

ABD Oregon eyaletinde Old Home x Farmigdale armut çeşitlerinin melezlenmesi ile elde edilmiştir. Standart armut çöğür anacının %55-60 ı arasında ağaç taç hacmi oluşturur. Ateş yanıklığı (Erwinia amylovora)  bakteriyel hastalığına dayanıklı, armut pamuklu bitine(Eriosoma Lanigerum)  hassastır. Ağır topraklara kısmen dayanıklı olup, kireç oranının yüksek olduğu topraklarda bu anaç kullanılmamalıdır. Üzerindeki çeşidin verimine olumlu yönde etki eder. Bu anaç üzerine aşılı çeşitlerle kurulacak bahçelerde sıra üzeri 3-3,5 m sıralar arası 4,5-5 m aralık ve mesafeler uygulanabilir. Kordon terbiye sistemi uygulanacaksa sıra üzeri dikim mesafesi 1,2-1,5m ye düşürülebilir.

Ba 29

Ayva kökenli yarı bodur bir anaçtır. Standart armut çöğür anacının %55 i kadar ağaç taç hacmi oluşturur. Elmada kullanılan M9 anacı gibi sık dikime uygundur. Ateş yanıklığı (Erwinia amylovora)  na kısmen hassas, kloroz, soğuk ve kuraklığa hassastır.

Quince A

Ayva kökenli yarı bodur bir anaçtır. Yabani armudun %30-50’si büyüklüğünde ağaçlar oluşturur. Kireçli topraklarda ve kloroza hassastırlar. Elmada kullanılan M9 anacı gibi sık dikime uygundur

Yabani Armut

Tohum anacıdır. Kuraklığa ve fazla toprak nemine toleranslıdır. Derin, geçirgen ve tınlı topraklar için uygundurlar.

Şeftali Nektarin ve Badem Klon Anaçları

GF 677

Şeftali ve badem melezi bir anaç olup Fransa da INRA araştırma enstitüsünde geliştirilmiştir. Avrupa’da en yaygın kullanılan anaçtır. Kısıtlı sulama şartlarında ve kireçli (% 11 aktif kireç) araziler için uygundur. Killi ve su tutan topraklara önerilmez. Şeftali ağacı sökülen yere hemen şeftali fidanı önerilmezken GF 677 anacı üzerine aşılı şeftali fidanı dikilebilir. Aşı uyuşması iyi olup üzerindeki çeşidin verimini olumlu etkiler.

Cadaman

GF 677 anacına göre daha zayıf gelişmektedir. Kök ur nematodlarına dayanıklıdır. Organik maddece fakir, zayıf bünyeli kireçli ve pH’ı yüksek topraklarda kullanılabilir. Ağır taban suyu yüksek topraklara önerilmez ancak taban suyuna GF677 anacından daha fazla dayanır. Şeftali ağacı sökülen yere hemen şeftali fidanı önerilmezken Cadaman anacı üzerine aşılı şeftali fidanı dikilebilir. Üzerindeki çeşidin erken meyveye yatmasını sağlar meyve iriliği ve rengi üzerine olumlu etki eder. Son yıllarda başta Avrupa olmak üzere kullanımı yaygınlaşmaktadır

Garnem (G x N)

Kuvvetli gelişen toprağa bağlanması iyi olan bir anaçtırGF 677 anacı taban suyu yüksek, drenajı iyi olmayan topraklarda asfeksi (kök boğulması)nedeniyle kurumakta, GN anaçları ise Myronbolon (erik)geni taşıdığı için ağır topraklara da uyum sağlamaktadır. Kök ur nematodlarına dayanıklıdır. Yorgun arazilere dikim yapılabilir

Nemaguard

Nemaguard: Kendine verimli nemaguard adı verilen ağaçlardan elde edilmişlerdir. Nematodlara (Melodogyne incognita agrita, M. javanica) dayanıklı, tüm çeşitlerle uyuşması (affinite) iyi, ancak kloroza karşı hassastırlar.

Elma Klon Anaçları

M 9

Üzerindeki çeşidi erken meyveye yatırması ve meyve iriliğini arttırması yönünden mükemmel olması nedeniyle en yaygın kullanılan elma klon anacıdır. Kış soğuklarına ve ağır bünyeli toprak şartlarına dayanıklı olmakla birlikte taban suyu yüksek durgun su bulunan topraklara hassastır.Kök boğazı çürüklüğü(Phytophytora spp) ne dayanıklı fakat ateş yanıklığı(Erwinia amylovora) ve pamuklu bite(Eriosoma Lanigerum) hassastır. Standart çöğür anacının %25-30 u kadar gelişir. Tam verime yattığında bu anaç üzerinde bir elma ağacı 2,5-3m yüksekliğinde taç oluşturur. Kök sisteminin çok hassas ve kırılgan olması sebebiyle mutlaka destek sistemine ihtiyaç duyar. Bu anaç üzerinde dikim mesafeleri sıra üzeri 1-1,2m sıra arası 4 m olacak şekilde dikilebileceği gibi sıra üzeri 40 cm sıra arası mesafe 3m ye kadar düşürülebilir. Bu anaç üzerinde 2-3 yaşlarında 500-1500kg, 5-6 yaşlarında 5-6 ton, tam verim çağı olan 7 ve sonraki yıllarda 9-10 ton ürün almak mümkündür.

M 26

Standart çöğür anacının %35 i kadar gelişen ağaçlar oluşturmaktadır. Üzerindeki çeşidi erken meyveye yatırır. Kış soğuklarına dayanıklı bir anaç olup özellikle spur çeşitler aşılanarak ve destek sistemi kurularak yüksek verimli bahçeler kurulabilir

MM 106

Yarı bodur bir anaçtır. Standart çöğür anacın %50-60’ı kadar gelişir. Kök boğazı çürüklüğü(Phytophytora spp) ne hassas fakat ateş yanıklığı(Erwinia amylovora) ve pamuklu bite(Eriosoma Lanigerum) dayanıklıdır. Ağır bünyeli ve iyi drene edilmemiş topraklarda önerilmemektedir. Kök sistemi iyi geliştiği için desteğe ihtiyaç duymaz. Dikim mesafeleri standart çeşitler aşılandığında sıra üzeri 2-2,5m sıralar arası 3,5-4m spur çeşitler aşılandığında sıra arası 1m ye kadar dikim yapılabilir.

MM 111

Kuvvetli gelişen anaçlardan olup standart çöğür anacının %75-80’i kadar gelişirler. Kuvvetli kök sistemi geliştirdiği için destek sistemine gerek duymaz.Pamuklu bite(Eriosoma Lanigerum) dayanıklı olup, kısmi sulama şartlarında ve kumlu tınlı topraklar için ideal bir anaçtır.Dikim mesafeleri Spur çeşitler aşılandığında sıra üzeri 2-2,5m sıralar arası 4m, standart çeşitler aşılandığında ise sıra üzeri 3-3,5m sıralar arası 4,5-5m olarak dikilebilir

Yabani Elma

Ülkemizde geleneksel olarak kullanılan tohum anacıdır. Kuvvetli çeşitler aşılandığında kuvvetli ağaçlar oluştururlar. Yarı bodur olarak gelişen çeşitler (Scarlet Spur, Red Chief, Starkspur Golden Del. gibi) aşılandığında %30–35 bodurlaşma gözlenir. Çöğür anaçlar kıraç, sulama imkânı az olan ve zayıf topraklarda tercih edilmesi daha doğrudur.

Hastalıklar

Sert Çekirdekli Meyvelerde Önemli Fungal Hastalıklar ve Mücadelesi

Kahverengi Çürüklük (Mumya) Hastalığı

 

Dünya çapında ılıman iklim meyve yetiştiriciliğinin yapıldığı her yerde görülen bir hastalıktır. Patojen etmenler, şeftali, nektarin, kiraz, vişne, kayısı, erik ve bademleri infekte etmektedir.

Hastalık Belirtileri

Patojen İlk infeksiyonunu, ilkbaharda çiçeklerden gerçekleştirir ve sürgün yanıklığı olarak görülür. Bununla birlikte, sürgün yanıklığı meyve çürüklüğü döneminde de ortaya çıkabilir. Önce çiçeğin anterleri ve pistilleri infekte olur, daha sonra fungus çiçek tüpüne, yumurtalığa, çiçek sapına yayılarak çiçek sapının bulunduğu dalı işgal eder. İnfekte olan çiçekler solgunlaşır, kahverengiye döner ve genellikle dallara yapışık kalır. İnfekteli meyvenin üzerinde taba rengi kahverengi, dairesel noktalar görülebilir. Nemli koşullar altında, bu lezyonlarda kül-grisi-kahverengi konidi kümeleri gelişir. Her biri yeni bir infeksiyon başlatma potansiyeli olan bir lezyonda binlerce konidiler olabilir. Yere düşmeyen hastalıklı meyveler suyunu kaybederek büzülür ve dallara yapışarak kalır. Bu nedenle hastalığa “mumyalaşma” da denir. Bazen fungus infeksiyonu meyveden dallara doğru yayabilir. M. fructicola ve M. laxa çiçeklerde ve sürgünlerde yanıklık, olgunlaşmış meyvelerde kahverengi yumuşak çürüklüğe ve genç meyve infeksiyonlarında ise mumyalaşmaya neden olmaktadır.

Mücadelesi: Meyve bahçesinin yerinin havalandırılmaya uygun yerlerden seçilmesi ve kurulması fungal hastalık infeksiyonlarını azaltmada ilk olarak dikkate alınması gereken önlemdir. Dayanıklı çeşit kullanması teşvik edilmeli, patojenin ilk inokulum kaynaklarını azaltmak veya yok etmek için hasattan sonra, ağaçlarda çiçek ve sürgün yanıklığı gösteren dallar, mumyalaşmış meyveler toplanıp yakılmalı veya toprağa derin gömülmeli, hasattan sonra meyveler yaralanmamalı ve düşük sıcaklıklarda depolanmalı, bahçe etrafında bulunan yabani Prunus türleri mümkünse sökülerek uzaklaştırılmalıdır.

Kimyasal Mücadele: Hava koşullarına bağlı olarak çiçek yanıklığını önlemek amacı ile çiçeğin açması ile birlikte 1 – 3 kez ilaçlama yapılması çiçek yanıklığını önlemektedir. Bu amaçla; 1. İlaçlama ilkbaharda çiçek tomurcukları kabarınca, 2. İlaçlama çiçekler açmaya başlar başlamaz, 3. İlaçlama ise çiçekten 15 gün sonra yapılabilir. Önerilen fungisitler için Bitki Koruma Ürünleri (BKÜ) veri tabanına bakılmalıdır.

 

Yaprak Delen (Çil) Hastalığı

 

Patojen kayısı, şeftali ve nektarinlerde şiddetli hastalık oluştururken, eriklerde herhangi bir zarar oluşturmamaktadır. Fakat nadiren de olsa kirazlarda hastalık yapmaktadır. Patojen aseksuel konidileri ile infeksiyonları gerçekleştirmektedir. Bitki yaprak ve meyvelerinde lezyonlarda bulunan konidiler etrafa su damlacıkları ile yayılırlar. Konidilerin çimlenebilmesi için en az bir saat su filmi, dal infeksiyonlarını gerçekleştirmesi için 24 saat ıslaklığın devam etmesi gerekmektedir. Bu patojen 15-20 °C’de gelişmektedir.

Hastalık Belirtileri: Şeftali, nektarin ve kayısıda hastalık belirtileri aynıdır. Yağışlı geçen kış aylarında fungus dormant haldeki tomurcukları infekte ederek öldürür. Ölü tomurcuklar bazen onlara parlak bir görünüm veren sakızlı bir salgı ile kaplanır. Şeftali ve nektarinlerde, çoğunlukla merkezde sporodoşya ile oluşan 3-10 mm çapında gövde lezyonu oluştururlar ancak kayısılarda bu dal lezyonları görülmez. Yaprak ve meyve lezyonları küçük morumsu alanlar olarak başlar. Meyvede lezyonlar çoğunlukla meyvenin dala bağlandığı kısımlarda bol miktarda gelişir ve sonuçta mantarlaşarak sertleşir. Atmosferde sıcaklık artıp, nem azaldığında, yapraktaki lezyonlu kısım yapraktan kuruyarak dökülür ve ortası delik kaldığı için “Saçma deliği” adını alır.

Mücadelesi

Fungal inokulum miktarını azaltmak için hastalıklı ölü dal ve sürgünler budanarak uzaklaştırılmalı, budama dormant dönemde yapılmalı ve budama artıkları imha edilmelidir.

Kimyasal Mücadele: Yaprak delen (Çil) hastalığına karşı dayanıklı şeftali, nektarin ve kayısı çeşitleri olmadığı için kimyasal mücadele önemlidir. Sonbahar yağmurlarından önce bordo bulamacı veya bakırlı preparatlarla dormant dalların ilaçlanması öncelikle yapılmalıdır. Kayısılarda özellikle meyve tutumu gerçekleştikten hemen sonra yaprak ve meyve infeksiyonlarını önlemek için ilaçlamaya başlamak gerekmektedir. Bu dönemde yapraklar bakırlı preparatlara çok duyarlı olduğu için ziram, thiram, cholorothalonil gibi organik fungisitlerle ilaçlanmalıdır. Önerilen fungisitler için BKÜ veri tabanına bakılmalıdır.

 

Külleme Hastalığı

 

Üç külleme türü sert çekirdekli meyveleri infekte etmektedir. Bunlar, Kiraz Küllemesi Podosphaera clandestina, Elma Küllemesi Podosphaera leucotricha ve Gül Küllemesi Sphaerotheca pannosa’dır. Meyve infeksiyonlarında zarar şeftali, nektarin, kayısı ve Japon eriklerinde % 50 iken kirazlarda % 100’e ulaşmaktadır. Yaprak infeksiyonları özellikle fidanlıklarda önemli zarar oluşturmaktadır.

Küllemenin aseksuel konidileri eliptik ve silindir şeklinde konidioforlar üzerinde zincir şeklinde oluşurlar. Erken ilkbaharda S. pannosa erik ve kayısı yaprak ve meyvelerinde infeksiyonlarını gerçekleştirir. Birincil inokulum kaynağı erik ve kayısı bahçelerinin yakınında bulunan infekteli gül ve şeftali ağaçlarıdır. Külleme etmeni bu ağaçların göz ve sürgünlerinde misel halinde kışı geçirir. Konidileri rüzgarla yayılır ve duyarlı konukçu dokuları bulduğunda infeksiyonlarını gerçekleştirir. Konidiler 2-37 °C’de çimlenebilir ancak optimum sıcaklık 21 °C’dir. Etmen kışı, şeftali gözlerinin kabuklarında misel olarak, gül tomurcuklarında ise dormant halde geçirmektedir. Kleistotesyumlardan askosporların serbest kalması serbest suyun varlığında hava sıcaklığının 15 °C’yi bulması gerekmektedir. Birincil infeksiyonlar hem misel hem de askospor ile gerçekleşirken, İkincil infeksiyonlar sürekli olup, aseksüel konidiler ile gerçekleşir. Hava sıcaklığı 28-30 ˚C’nin üzerine çıkar ve nisbi nem oranı da % 70-75’lerin altına düşerse hastalığın etkisi azalır.

Hastalık Belirtileri: Yapraklar, tomurcuklar, yeşil sürgünler ve meyveler genellikle toz halinde fungus miseli ile kaplı olup, üzerlerine un serpilmiş gibi bir görünüm verirler. Patojenin çiçek infeksiyonları çok seyrek görülür. Yapraklar daha sonra içeriye doğru kıvrılır veya küçük kalır. Ağır infeksiyonlar genellikle yapraklarda kloroza daha sonra nekroza dönüşür ve yaprakların dökülmesine neden olur. Külleme ile infekteli genç fidanlar bodur kalır ve yapraklarını döker.  Zamanla bu unumsu tabaka üzerinde patojenin eşeyli üreme yapıları kleistotesiyumlar oluşur. Kayısı, kiraz, erik, şeftali ve nektarin küllemeye karşı çok duyarlı meyve türleridir. Bahçelerde en büyük kayıplar genellikle meyve infeksiyonlarından kaynaklanmaktadır, Külleme ile infekteli elma bahçelerinin yakınında bulunan şeftali meyvelerinde ekonomik kayıp daha fazla görülür.

Mücadelesi:

Dayanıklı çeşit kullanmalı, sert çekirdekli meyve bahçelerinin yakınında küllemeye duyarlı gül ağaçları bulundurulmamalı, hava sirkülasyonu olan alanlarda bahçe kurulmalı, aşırı azotlu gübrelemeden kaçınmak, hastalıklı kuru bitki dalları ve sürgünleri budanmalı ve yere dökülen bitki artıkları ile toplanıp imha edilmelidir.

Kimyasal Mücadele: Meyve infeksiyonlarını engellemek amacı ile kimyasal mücadele uygulamak. Özellikle şeftalilerde külleme miselleri tomurcuk kabuklarında kışı geçirdiği için ilkbaharda ıslanabilir kükürtlü bileşiklerle 8-10 gün aralıklarla ağaçlar ilaçlandığında meyvelerdeki pas lekesi önlenebilmektedir. Önerilen fungisitler için BKÜ veri tabanına bakılmalıdır.

 

Yaprak Kıvırcıklığı Hastalığı

 

Şeftali, kiraz ve badem yaprak kıvırcıklığı hastalığı dünya çapında şeftali, nektarin, kiraz ve bademlerin yoğun olarak yetiştirildiği yerlerde görülmektedir. Türkiye’de en çok şeftali, nektarin ve bademlerde görülmektedir. Genç yaprakları aseksuel konidiler infekte eder, fakat infeksiyon zamanı ağaçların meyve gelişim dönemlerine göre değişkenlik gösterir. Özellikle gözlerin patlama döneminde hızla gerçekleşir. Ağaçlarda tomurcukların kabarmaya başladığı dönemde serin ve yağışlı hava patojenin gelişimi için uygun olup, fungal gelişim için optimum sıcaklık 20 °C, minimum sıcaklık ise 9 °C’dir. Aseksuel konidiler 26-30 °C aralığında ve % 95 orantılı nemde bol miktarda tomurcuklanarak çoğalırlar.

Hastalık Belirtisi:

İlkbaharda büyümekte olan olan genç yapraklarda sarıdan kırmızıya doğru değişen alanlar oluşur. Bu simptomlu alanlar geliştikçe yaprağın kıvrılmasına neden olacak şekilde kalınlaşır ve büzgülü hal alır. Kızarık büzgülü alanlar gevrekleşir ve beyazımsı sporlarla kaplanır. İnfekteli yapraklar çoğunlukla zamansız bir şekilde dökülür veya dalda asılı kalır, zamanla bu yapraklar koyu kahverengiye dönerler. Böyle infekteli ağaçlarda meyve tutumu son derece azdır. Yeşil sürgünler de hastalıktan etkilenir, kalınlaşır ve şekli bozulur. Kiraz yaprak kıvırcıklığı ise sürgünlerde cadı süpürgesi (witches’-broom) oluşturur.

Mücadelesi:

İnfekteli bitki yaprakları ve sürgünleri toplanarak yakılmalı veya derin gömülmelidir. Dayanıklı çeşit kullanılmalıdır.

Kimyasal Mücadele: Ruhsatlı fungisitler ile gözler sürmeden önce ağaçlar ilaçlanmalıdır. Yapraklar döküldükten hemen sonra ağaçlar ve yere dökülen yapraklar ilaçlanmalıdır. Şeftali yaprak kıvırcıklığı ve yaprak delen hastalığı birlikte ilaçlanarak kontrol altına alınabilir. Gözler patlamadan 2-3 hafta önce ilk ilaçlama yapılmalıdır. Çiçek dökümünü takiben bir ilaçlama daha yapılır ve hastalığı şiddetine göre diğer ilaçlamalar yapılabilir. Önerilen fungisitler için BKÜ veri tabanına bakılmalıdır.

 

Şeftali Karaleke Hastalığı 

 

Dünyada ılıman ve nemli bölgelerde şeftali ve nektarinlerin önemli bir hastalık etmeni olmakla birlikte nadiren erik ve kayısılarda da görülmektedir. Etmen kültürde ve konukçu bitkide stromatik bir kitle oluşturur. Genç hifler renksiz, fakat olgunlaştıkça hücre duvarları kalınlaşır ve zeytinimsi renk alır. Fungal patojen çoğu besi ortamında gelişebilir, kültürde ve dallarda klamidiospor oluştururlar. Optimum gelişme sıcaklıkları 20-25 °C’dir.

Hastalık Belirtisi:

Dallar, yapraklar ve meyveler infekteli olabilirler ancak simptomlar meyvelerde görülür. Simptomlar, meyve normal büyüklüğünün yarısına ulaştığında 0.5 mm’den daha küçük zeytinimsi yeşil dairesel lekeler meyve yüzeyinde en çok meyve sapına ve gövdeye yakın yerlerde görülürler. Bu lekeler 2-3 mm kadar genişler zeytinimsi yeşilden siyaha dönerler ve bazen parlak yüzeyinde yeşil sarıya doğru değişen hale ile çevrilir. Nektarinlerde bu lekeler biraz daha büyük olur. Çok sayıda olan bu lekeler birleşir ve meyve büyüdükçe çatlamalar gözlenir.

Mücadele:

Kültürel Mücadele: Yetiştiricilik havalandırmanın iyi olduğu alanlarda yapılmalı. Bu patojenle mücadelede sanitasyon yeterli olmadığı için kimyasal mücadele önemlidir. Kimyasal Mücadele: Yaprak delen, klok, monilya ve diğer hastalık etmenleri ile yapılan mücadele bu hastalığında kontrolünü sağlamaktadır.

 

Meyve Ağacı Pas (Erik Pası) Hastalığı

 

Meyve ağacı pası sert çekirdeklilerde dünya çapında görülen bir hastalıktır. Türkiye’de eriklerde ve bademlerde sıklıkla görülmektedir. Fungus kışı miselyum olarak dal içerisinde, ürediospor olarak dal ve yere dökülen yaprakların üzerinde geçirir. Dal infeksiyonları iki yılda ürediosporları üretebilmektedir. Ürediosporlar geniş bir sıcaklık aralığında (8-38 °C ve optimum sıcaklık olarak 13-26 °C) çimlenebilmektedirler. Pas sporları önce kendi gelen bitkilerin yapraklarında görülür. Sekonder olarak yayılırlar ve sürekli bitki yapraklarında infeksiyonlar oluşturur ve şiddetli yaprak dökülmelerine neden olur. Zamansız yaprak dökümü, yeni yaprakların çıkışı ve çiçeklenmeye neden olur. Yapraklardaki infeksiyonlar kış boyunca kalır.

Hastalık Belirtisi: Tüm meyve türlerinde yaprak simptomları benzerdir. Simptomlar her iki yaprak yüzeyinde solgun sarımsı yeşil noktalı leke olarak gelişir. Lekeler köşeli ve parlak sarı renktedir. Yaprak alt yüzeyindeki lekeler içerisinde ürediospor olan tipik turuncu – kahverengi soriler gelişir. Siyah teliosporların olgunlaşması gelişme peryodunun sonunda konukçu türüne ve mevsime göre uzamaktadır. Şeftali meyvelerinde suda ıslanmış yeşil lekeler oluşmakta ve bu lekeler meyve büyüdükçe içeriye doğru batmaktadır. Lezyon sınırları koyu sarıya dönüşmektedir.

Mücadelesi: 

Hastalıklı bitki yaprakları toplanıp imha edilmelidir. Konukçu olabilecek yabani türler meyve bahçelerinin yakınında bulundurulmamalıdır.

Kimyasal Mücadele: Pas hastalığı fungisit uygulamaları ile baskı altına alınabilmektedir.  Eğer patojen erken sezonda yoğun infeksiyonlar yaparsa hasattan önceki 1, 2 ve 3. aylarda fungisit uygulamaları yapılmalı, eğer infeksiyonlar az veya geç dönemde ortaya çıkarsa hasattan sonra fungisit uygulamak gerekir. Eğer pas rutin olarak her yıl infeksiyon yaparsa tarımsal mücadele programı geliştirilmelidir. Türkiye’de mevcut ruhsatlı bir fungisiti yoktur.

 

Kök Çürüklükleri, Odun Doku Çürüklükleri, Zamklanma, Yanıklık ve Dal Kurumaları 

 

Etmenler ve Hastalık Belirtisi: Sert çekirdekli meyve türlerinin yetiştirildiği bölgelerde iklim ve toprak özelliklerine bağlı olarak Türkiye’de odunsu bitkilerde iletim demetlerinde fonksiyon bozukluğu, kök çürüklüğü, geriye doğru ölüm, yanıklık, dal kurumaları, zamklanma ve sakızlamaya neden olmaktadırlar.

Botryosphaeriaceae üyesi fungusların infekteli bitkilerden sağlıklı bitkilere ya da bir vejetasyon döneminden diğer vejetasyon dönemine geçişlerinde ilk inokulum kaynağı eşeyli üreme yapıları pseudotesyumlar veya aseksüel meyve evleri olan piknidiumlarıdır. Bu patojen türlerinin konidileri, mart ile aralık ayları arasında infekteli şeftali, erik, elma, avakado bahçelerinde havada serbest konidi olarak, kış ve sonbahar aylarında ise konukçular üzerinde latent halde bitkilerde bulunabilirler. Ayrıca bitkilerin herhangi bir nedenle zayıf düşmesi durumunda, direk lentisel ve stoma gibi doğal açıklıkları kullanarak, ölümcül infeksiyonlar gerçekleştirmektedirler.

Botryosphaeriaceae türlerinin neden olduğu hastalık simptomları diğer bitki patojen fungusların ve abiyotik faktörler tarafından oluşturulan simptomlar ile benzerlik göstermektedir. Örneğin Botryosphaeria türleri Fusarium, Verticillium ve Eutypa gibi fungus cinslerinin odun ve kabuk dokusunda oluşturduğu simptomlar ile oldukça yakındır. Diğer taraftan, aşırı sıcak ve soğuk hava koşulları ile bitkilerin düzensiz sulanmasından dolayı oluşan solgunluk ve sakızlanmalar yine Botryosphaeriaceae türlerinin neden olduğu simptomlar ile çoğu zaman karıştırılmaktadır.

Botryosphaeriaceae türleri ile infekteli şeftali gövde ve dallarından alınan enine kesitlerde ‘V’, ‘yarım daire’ veya benzeri şekle sahip düzenli ve düzensiz nekrozlar gözlenmektedir.

Mücadele: 

Bitkilerin bakımının iyi yapılması, kurumuş, nekrozlu dalların budanarak imha edilmesi son derece önemlidir. Ayrıca ağaç tacında genel solgunluk belirtisi gösteren dallardan enine kesit alınarak nekrozlu olduğu tespit edilirse bu ağaçların derhal sökülüp imha edilmesi diğer ağaçların infekte olmasını engelleyecektir.

Kimyasal Mücadele: Tarım Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış kimyasal bir preparat mevcut değildir. Ancak fidanlıklarda bu patojen türlerine rastlanırsa Thiophanate methyl ile ilaçlanıp etmenin yayılması engellenebilir.

Sert Çekirdekli Meyvelerde Önemli Virüs Hastalıkları

Bitki zararlıları, konukçu bitki ile birlikte evrimleşir. Özellikle virüsler gibi sıklıkla belirtisiz olan patojenler özel bir risk oluşturur. Bu riski yönetmek için, materyal yayılımında karantina gözetimi gerektiren zararlılardan arınmış olmasını sağlamak için etkili test (endeksleme) prosedürleri gerekir. Çok veya az zarara neden olabilen çok sayıda viral etmen vardır.

 

Elma Klorotik Yaprakleke Virüsü 

 

Önemi: Bazı ırklar sert çekirdekli meyvelerinde erik ve kayısının psödopoks hastalığı ve erik gövde kabuğu çatlaması gibi ciddi hastalıklara neden olur.

Belirtiler; genellikle yapraklarda, meyvelerde ve gövdede görülür; etki şiddeti büyük ölçüde bitki türlerine ve virüs ırklarına bağlıdır. Bazı ırklar, gövde üzerinde kabuk bölünmesine veya kayısı, şeftali ve erik meyvelerinde psödopoks semptomlarına neden olur. Tek başına veya Prunus nekrotik ringspot virüsü ile karışık enfeksiyonda, kiraz ve vişnelerin meyvelerinde nekrotik, batık lekelere neden olur. Çeşitlerin çoğu son zamanlarda virüs tarafından enfekte edilir. Bazı şeftali çeşitlerinde koyu yeşil, batık lekelere veya dalgalı çizgiler ve yapraklarda erik çiçeği virüsü ile indüklenenler gibi açık renkli halkalara neden olur. Bazı suşlar kayısıda greft uyumsuzluğuna veya ciddi meyve malformasyonuna (kayısı psödopoks, kayısı meyvesi lekesi) neden olmaktadır.

Konukçular; Doğal: en önemli kültüre alınmış Rosaceae; sert çekirdekli meyvelerin yanı sıra ayva, elma ve armut da bulunur.

Biyoloji ve Taşınma: Virüs aşılama ve öz su aşılama yoluyla bulaşır.

Saptanma: Otsu konaklara özsu aktarımı ile tespit edilebilir. Ayrıca serolojik testler ve moleküler tekniklerle tespit edilebilir.

 

Elma Mozaik Virüsü 

 

Önemi: Zararın kapsamı virüsün ırkına ve çeşitlerine bağlıdır. Enfeksiyonlar, kayda değer büyüme ve verim azalmasına neden olabilir.

Belirtiler : Erik, kayısı, şeftali ve badem yapraklarında açık yeşil, sarımsı veya parlak sarı desenler gelişir; bunlar bantlar, halkalar veya meşe yaprağı desenleri oluşturabilir. Parlak sarı damar açılması da görünebilir. Belirtiler özellikle ilkbahar veya yaz başında görülür ve daha yüksek sıcaklıklarda maskelenir. Bazı badem çeşitlerinde virüs, çiçek ve yaprak tomurcuklarının yetişmemesine neden olur (badem yaprağı yetmezliği).

Konukçular : Doğal kayısı, kiraz, erik ve şeftali gibi çeşitli Prunus türleri, enfekte olduğunda erik çizgisi deseni benzeri semptomlar gösterir. Prunus’taki izolatların hepsi elmada tipik mozaik semptomlarını teşvik etmez. Hastalık ayrıca doğal olarak elma, çilek, Huş ağacı,  Hop, at kestanesi ve kızılcıkta da görülür. Yaklaşık 19 aileden 65 deneysel otsu bitki türü mekanik taşınmaya yatkın bulunmuştur.

Biyoloji ve Taşınma: Aşılama ve otsu bitkilere mekanik aşılama ile iletilir. Hiçbir doğal vektör bilinmemektedir. Fındıkta tohum aktarımı bildirilmiştir .

Saptanma: GF305’de şeftali fidesi veya şeftali cv. Elberta; enfekte olmuş yapraklar açık yeşil, sarımsı yeşil veya parlak sarı halkalar, lekeler, bantlar veya meşe yaprağı desenleri gösterir. Petunia hybrida’da mekanik aşılama, çizgiler ve gri eşmerkezli halkalarla sonuçlanırken Chenopodium quinoa, nekrotik lezyonlara sistemik düzensiz klorotik reaksiyona girer. Ayrıca jel difüzyon testi ve ELISA ile serolojik olarak tespit edilir. ApMV, ELISA tarafından büyüme mevsimi boyunca, yeni oluşturulan tomurcukları olan genç yaprak veya dalların bireysel örneklerinde ve daha az olasılıkla Hazirandan sonra olgun yapraklarda daha az bulunur.

Mücadele: Virüssüz bitkiler, 2 ila 4 hafta boyunca 37°C’de tutulan aktif olarak büyüyen sürgünlerin uçlarından çoğaltılabilir.

 

Sharka Hastalığı 

 

Önemi: Avrupa’da, özellikle erik, kayısı, şeftali ve anaçlarında en zararlı virüs hastalığı olarak kabul edilir.

Belirtiler; yapraklarda, çiçeklerde veya meyvelerde ortaya çıkabilir. Şiddet, türlere ve çeşitlere, virüs ırkına, mevsim ve bölgelere göre değişiklik gösterir. Belirtiler ilkbaharda yapraklar üzerinde belirgindir: Klorotik, bazen nekrotik lekeler; bantlar veya halkalar oluşur. Meyveler klorotik lekeler veya halkalar gösterir, deforme olur ve çoğu zaman pazarlanamaz. Kayısı ve bazı erik çeşitlerinin çekirdekleri soluk halkalar veya lekeler gösterir.

Konukçular; Doğal: Kayısı, erik ve şeftali yanı sıra çoğu Prunus anacı; badem belirtileri göstermeden enfekte olabilir. Virüs ayrıca çoğu yabani veya süs Prunus spp’yi de enfekte eder.

Deneysel: Bazı kültür veya yabani otsu yıllık bitkileri enfekte olabilir.

Coğrafi dağılım; Avrupa, Mısır, Suriye, Türkiye. Amerika kıtasında ise PPV ilk Şili’de bildirilmiştir.

Biyoloji ve Taşınma; Sharka, aşılanmış veya yaprak bitleri ile enfekte olmuş ağaçlara bulaşır. Birkaç yaprak biti türü virüsü kalıcı olmayan bir şekilde iletir. Virüs ayrıca bulaşmaz. Daha yakın zamanda, olgunlaşmamış kayısı tohumlarında Sharka  antijenleri bulunmuştur. Ancak tohumdan fide geçiş enfeksiyonu bildirilmemiştir.

Saptanma; “GF305” şeftali fideleri veya Prunus tomentosa’da aşılamayla.

ELISA testi (poliklonal veya daha yakın zamanda spesifik monoklonal antikorlar kullanılarak) ve PCR yaygın olarak kullanılmaktadır. İmmün doku baskısı yakın zamana kadar bildirilmiştir. Virüsün enfekte olmuş ağaçlardaki düzensiz dağılışı nedeniyle, bir ağaçtan birkaç örnek test edilmelidir.

Mücadele ; Konvansiyonel veya in vitro mikro aşılama veya termoterapi, ardından meristem-ucu kültürü.

 

Erik Cücelik Virüsü 

 

Önem; Sert çekirdekli meyvelerin yetiştiği tüm alanlarda yüksek yoğunluk ve şiddette bulunabilir. Vişneli ve kirazda yaygındır. Cücelik virüsünün neden olduğu hastalıklar çeşitli isimler altında tanımlanmıştır:

Belirtiler; Semptomlar türlere, virüs ırkına ve sıcaklığa göre büyük ölçüde değişir. Dison Eriği cücelik hastalığı, erik mozaik, ‘söğüt’ yaprağı ve ‘ayakkabı bağcığı şeklinde’ ’şeftali’yaprağı oluşumu , Muir şeftalisi cüceliği ve şeftali bodurluğu görülür.; Bazı kayısı çeşitler duyarlı değildir. vişne sakızlanması ve sarılığı, klorotik halkalı beneklenme’ vişne yapraklarında görülür. raspberry ringspot virus ile birlikte karışık enfeksiyonlarda, şiddetli törpü yaprağı belirtileri ortaya çıkar. Prunus nekrotik ringspot virüsü ile birlikte şiddetli cücelik ve sararmalar gözlenir. Kirazda, yeşillik “klorotik lekeler ve halkalar”; bazen, beneklenme ve çeşitli derecelerde nekroz ve saçma deliği belirtileri oluşabilir. Genellikle, Prunus salicina ve erik melezlerinin çeşitlerinin yanı sıra ‘Mazzard’ ve ‘Mahaleb’ kiraz vişne anaçları ve bazı vişne, kayısı ve badem çeşitlerinin semptomları yoktur. Bununla birlikte, bazı virüs ırkları, kayısı saplarında ve dallarında büyük miktarda sakız oluşumuna neden olabilir.

 

Nekrotik Halkalı Leke Virüsü 

 

Önemi; Ekonomik önemi Virüs türüne ve meyve türlerine ve çeşitlerine bağlı olarak değişir.

Belirtiler; Virüs, enfeksiyondan sonraki ilk ve ikinci yılda, hastalığın “şok” veya “akut” aşamasında belirgin semptomlara neden olur. Daha sonra bazı tekrarlı enfeksiyonlar oluşmasına rağmen enfeksiyon semptomsuz hale gelir. Akut dönemde, semptomlar ilkbaharda klorotik veya nekrotik yaprak lekeleri, halkalar veya düzensiz çizgiler şeklinde ortaya çıkar; klorotik ve sonra nekrotik alanlar, saçma deliği açma etkisine yol açar. Bazı konukçularda gecikmiş tomurcuk kırılması, yaprak ve çiçek tomurcuklarının ölümü ve terminal geri dönüşü olabilir. Bazı Prunus çeşitlerinde badem calikosu türü beyaz veya parlak sarı lekeler, çizgiler veya meşe yaprağı deseni üretir. Bazı badem çeşitlerinde çiçek ve yaprak tomurcukları gelişmez. Bazı şeftali çeşitlerinde ilk belirtilerden sonra, şiddetli enfeksiyon, kabuk nekrozuna, gövdesinin ayrılmasına neden olur. Kiraz ve vişnelerde, tekrarlayan nekrotik yaprak lekelerine neden olur; kiraz sarı mozaik ırkı klorotik lekelere ve abaxial yaprak yüzeylerinde enasyonlara neden olur. Bazı erik anaç/kalem kombinasyonlarında virüs, ağaç geriye ölümüne neden olur. Bazen virüs diğer sert çekirdekli meyve virüsleriyle ortaya çıkar; erik cüce virüsü ile şeftalide cüceliğe yol açar, vişnede ise sarı belirtilerin şiddetini arttırır.

Konukçular; Doğal: Prunus spp. ve birçok Rosa spp. Deneysel, orta derecede geniş otsu konukçu aralığı. Coğrafi dağılım; Kozmopolitan.

Biyoloji ve Taşınma; Aşılama ve mekanik inokulasyon ile taşınır. Partiküller ham bitki özsuyunda kararsızdır. Birçok Prunus spp’de virüs tohum ve polen kaynaklıdır. Doğal yayılma genellikle yavaştır, ancak şeftali ve vişnede yılda %10’a kadar ulaşabilir. Virüs hem polenin içinde hem de yüzey üzerinde taşınır. Yüzeyde bitkiden bitkiye geçerken içeride tohum enfeksiyonuna yol açar. Şeftali gibi polen rüzgarla beslenmeyen türlerde bal arıları enfekteli poleni yayabilir.

Saptanma;”GF305″ şeftali fidesi, P. tomentosa, P. serrulata “Shirofugen” veya P. avium “F12 / 1” ye aşılama. Cucumis sativus’a mekanik inokulasyon. Seroloji (vejatasyon döneminde erken toplanan dokuların ELISA’sı  veya immüno doku baskısı, ve nükleik asit probları ve PCR.

Mücadele; Geleneksel ve in vitro termoterapi; in vitro sürgün uçu mikro aşılama

 

Şeftali Latent Mozaik Viroidi

 

Önem; Dünya çapında yüksek yoğunluktadır. Beşinci yıldan sonra ağacın ekonomik ömrünü hızla düşürür ve bazı çeşitlerde meyve kalitesini etkiler.

Belirtiler; Tipik mozaik yapraklar üzerinde nadiren görülür. Tomurcukların açılması, çiçeklenme ve meyve olgunluğu 4-6 gün geciktirilir. Darbeli, klorotik lekeler, kırık suture izleriyle deforme olmuş ve şişmiş düzensiz meyvelere neden olur. Tomurcuk nekrozu ve ağacın hızlı yaşlanması da oluşabilir. Bazı durumlarda gövde çukurlaşması görülüyor. Aynı viroidin Japonya’da şeftali sarı mozaiğine neden olduğu bildirilmektedir. Konukçular; Şeftali ve şeftali melezleri.

Coğrafi dağılım; Cezayir, Çin, Fransa, Yunanistan, İtalya, Japonya, Fas, İspanya (Smith ve diğerleri 1992), Avusturya, Brezilya, Nepal, Pakistan, Romanya, Güney Afrika, ABD, eski Yugoslavya.

Biyoloji ve Taşınma; Aşılama yoluyla ve mekanik olarak saflaştırılmış viroid ile veya kontamine olmuş aletlerle  taşınır. Açık alanda hastalık yayılımı görülür. Viroid, yaprak bitleri ile deneysel olarak iletilebilir. Polen, tohum veya akarlar tarafından deneysel olarak bulaşmaz.

Saptanma; Latent ırklar, serada aşağıdaki gibi tespit edilebilir: “GF305” şeftali fideleri, parç aşılama ile inokule edilir. 2 ay sonra, yaprak mozaiği üretebilen ağır bir ırk ile parça göz aşısı ile tekrar aşılanır. İndikatör bitkideki şiddetli suşun karakteristik semptomlarının yokluğu, latent bir ırkın varlığını gösterir. Viroid ayrıca poliakrilamid jel elektroforezi, PCR veya moleküler hibridizasyon ile tespit edilebilir.

Mücadele; İn vitro mikroaşılama (sürgün ucu aşılama) bazı çeşitlerle çalışmıştır, ancak hepsiyle çalışmamıştır.

 

Avrupa Sert Çekirdekli Meyve Sarılığı Fitoplazması 

 

Önem; Kayısı klorotik yaprak kıvrılması ve Japon eriği leptonekrozu, Avrupa’da yetişen birçok alanda ilgili ürünleri ciddi şekilde etkiler. Aynı patojen ayrıca şeftali sarılığı, Avrupa şeftali sarılığı veya şeftali geriye ölümü denilen şeftali hastalıklarının yanı sıra nektarin ve badem hastalıklarını da teşvik eder. Bu son hastalıkların önemi daha az bilinmektedir.

Belirtiler; Belirti yoğunluğu, anaçların duyarlılığından büyük ölçüde etkilenir.

Kayısıda: Damar arası yaprak sararması, sert ve kırılgan dokulu normalden daha küçük yapraklar, uzunlamasına eksen boyunca yaprakların konik şekilde yuvarlanması. Genellikle olgunlaşmamış tomurcuk bozulması ya da dökümü ve ağaçlarda geç yaz ve sonbahar aylarına sarkmış büyüme periodu uzaması görülür. Genişlemiş floem nekrozları hızlı ölüme (apopleksiye) veya 1 ila 4 yıl boyunca kademeli olarak geriye ölüme neden olabilir.

Japon eriğinde: normalden daha küçük yapraklar, silindirik olarak yuvarlanmış, hafif klorotik, daha sonra kahverengimsi-kırmızı ve kırılgandır. Sonbaharda ve kışın erken dönemdeki tomurcuk kırılmaları ve sezon dışı gelişim yada ağaç uyanması görülebilir. Genişletilmiş floem nekrozları ve dalların veya tüm ağaçların geriye ölümü görülürken anaçlar genellikle hayatta kalır.

Avrupa eriklerinde: enfeksiyon genellikle gizlidir; ancak Prunus marianna‘ya aşılanan ağaçlar, Japon eriği için bildirilenlere benzer semptomlar gösterebilir.

Şeftali ve Nektarinlerde: yaprak sararması veya kızarması, yaprakların yuvarlanması ve kıvrılması, erken yaprak düşmesi, damar şişliği ve damarlarda mantar dokusu oluşumu görülebilir. Azalmış canlılık ve verimlilik birkaç yıl içinde kademeli olarak geriye ölüm izlenir.

Bademlerde: olgunlaşmadan düşen klorotik ve ağır şekilde kıvrılmış yapraklara ek ağaçların gücünde kademeli olarak azalma ve geriye ölüm artışı görülür.

Ayva Fungal Hastalıkları

AYVA MEMELİ PAS

Gymnosporangium clavipes

.

Etmen Gymnosporangium clavipes olup hayat dögüsünü iki farklı konukçuda tamamlar.

Rosaceae familyası bitkilerin bir çoğu; dişbudak, alıç, taş armudu, yaban elması, ardıç, kara ardıç, hatta kırmızı sedir bu fungusun konukçuları arasında yer alır. Hatta bu etmen pas funguslarından olmasına rağmen, canlılığını sürdürmek için ardıçtan alıç ağaçlarına konukçu değişimi yapabilmektedir.

 

Hastalık Belirtileri

Patojen, yaprağını dökmeyen herdaim yeşil  konukçuların (Ana konukçular) iğne yapraklarında ve yeni sürgünlerde infeksiyon yapar. Sedir-elma ve sedir-alıç pasının tersine bu etmen, ayrı ayrı yuvarlak gallerden ziyade lapa lapa kar şeklinde çok yıllık dal şişkinlikleri oluşturur. Bu şişkin halkalar küçük sürgünleri öldürür ve canlı kalarak uzun yıllar infeksiyonlarını devam ettirebilir. Telium yatakları ıslak, şişkin, jelatinimsi açık portakal renge dönüşünceye kadar infekteli şişkin dallar fark edilmez. Yaparağını döken konukçularda (Ara konukçular); etmen yaprak, yaprak sapı, genç dal ve meyvelerden infeksiyon yapar, ancak simptomlar konukçulara göre değişebilir. Alıç ağaçlarında pembemsi aecidium (tüpler) spor yatakları dallarda, dikenlerde ve meyvelerde oluşur. Alıç ve taş armudu meyveleri yoğun bir şekilde aecidium spor yatakları ile kaplanır. Dal ve diken infeksiyonları, iğ şeklinde, çok yıllık kanserli alanlar her vejetasyon döneminde artar.  Hastalığın ikinci sezonunda, çoğu infekteli dalların kuşak şeklinde kabukları soyularak halka oluşumları meydana gelerek, göz veya sürgün ölümleri ile geriye ölüme neden olur.

 

Hayat Döngüsü

Her daim yeşil konukçu ağaçlar üzerindeki şişkin teliumlardan basidiosporlar gelişerek yaparağını döken alıç gibi konukçuları infekte eder. 7-10 gün sonra leke ve şişkinlikler gelişir, birkaç gün  sonra bu lekeler içerisinde spermagonya denilen küçük siyah noktalar oluşur.

4-7 hafta sonra aecidium spo yatakları oluşur. Yağmurlu ve sabahın erken nemi azaldığında bu yataklardan aeciosporlar (ösiosporlar) fırlatılır ve duyarlı konukçular yaz mevsimi sonuna kadar ve sonbaharda hava kökenli bu sporlar tarafından infekte edilir. İnfeksiyonu takiben ilkbaharda (veya bir yıl sonra) şişkinler (fungus ve konukçudan oluşan) herdaim yeşil olan konukçularda gelişir. Şişkinlikler olgunlaşınca, birkaç saatlik ıslaklıkta serin bahar mevsiminde basidiosporlar açığa çıkarak yaparğını döken konukçularını infekte eder. Sedir elma pas urlarının tersine, sedir-ayva  pas galleri 4-6 yıl veya daha fazla infeksiyon yeteneğini korur.

 

Mücadelesi

Kültürel Önlemler: Dayanıklı çeşitlerle bahçe kurulmalıdır. Etmen yaşam döngüsünü iki konukçuda tamamlamaktadır. Ana konukçu orman ağaçları, ara konukçusu ise kültür bitkileri (yaprağını döken) olduğu için ormanlık alanlardan uzak yerlere bahçe kurumu tercih edilmelidir. Kültür bitkilerinde İnfekteli dallar budanmalı, budama artıkları ve yapraklar toplanarak yakılmalı veya toprağa derine gömülmelidir.

Kimyasal Kontrol: Tarım bakanlığı bitki koruma talimatlarına göre aşağıdaki kimyasal mücadele uygulama zamanlarına göre ruhsatlı fungisitler kullanılarak kimyasal mücadele uygulanır.

%50’lik bakıroksiklorid, veya %1’lik bordo bulamacı veya % 80’lik Mancozeb koruyucu olarak infeksiyonun engellenmesi amacı ile ilk ve sonbahar aylarında kullanılabilir. Ayva için ruhsat almış preparat olması gerekmektedir.

 

AYVA YAPRAK YANIKLIĞI 

(Kahverengi Leke Hastalığı)

Diplocarpon mespili

 

Hastalık Belirtileri

Etmen fungal patojen olup, ayva yaprakları üzerinde oldukça çok sayıda ortası gri kahverengi koyu küçük lekeler oluşturur, tek yaprak üzereindeki bu lekeler birleşerek kahverengiye veya sarıya döner ve olgunlaşmadan dökülür. Meyvelerde de lekelenmeler ve şekil bozuklukları meydana gelir. İnfekteli sürgün uçlarında geriye ölümler gözlenir.

 

Hayat Döngüsü

Fungus ölü sürgünler, dallar ve yere düşen yapraklarda kışı geçirir. İlkbaharda, bu infekteli bitki artıklarından gelişen sporlar önce yaprağı infekte eder ve yaprakta oluşan lekelerde etmenin meyve evleri gelişir. Meyve evlerinde oluşan sporlar yağmurlarla birlikte sürgün, yaprak ve meyveleri sekonder olarak infekte eder. Bu etmen yağmurlu geçen yaz aylarında yoğun infeksiyonlar yaparak ekonomik zarar oluşturur. Bu etmenin de konukçu spekturumu geniş olup alıç, muşmula, kuş alıcı ve armut ağaçlarını infekte eder. Bununla birlikte etmen asıl zararı ayvada yapmaktadır.

 

Mücadelesi

Kültürel Önlemler: Yere düşen veya düşmeyen infekteli yapraklar toplanarak bahçeden uzaklaştırılmalı, kış boyunca infekteli ölü sürgünler budanmalı ve budama artıkları yok edilmeli. Ağacın bakım ve gübrelenmesine önem verilmelidir.

Kimyasal Kontrol: Tarım bakanlığı bitki koruma talimatlarına göre aşağıdaki kimyasal mücadele uygulama zamanlarına göre ruhsatlı fungisitler kullanılarak kimyasal mücadele uygulanır.

İlk ilaçlama çiçekler açmadan önce, ikinci ilaçlama çiçekler açtıktan sonra infeksiyon dönemi sona erinceye kadar ve ilaç etki süreleri dikkate alınarak yapılmalıdır.

 

AYVA MONİLYASI 

(MUMYA HASTALIĞI)

Monilinia linhartiana

 

Patojen Etmen: Monilinia linhartiana

Ayva monilyası miselyumları bölmeli olup, uç kısımlarında oluşan konidioforlar üzerinde limon şeklinde tek hücreli çift çeperli farklı büyüklüklerde zincir şeklinde konidiosporlar meydan gelir. Fungus kışı hastalıklı sürgünler ve mumyalaşmış meyveler üzerinde misel halinde geçirir. Yere dökülen mumyalaşmış meyveler üzerinde şubat sonu-mart başından itibaren sayıları 3-21 arasında değişen apotesyumlar oluşur. Apotesyum içindeki parafizler arasında silindirik şeffaf, çift çeperli askuslar, askuslar içerisinde 8 adet askospor bulunur. Askosporlar primer inokulum kaynakları olup ayva yapraklarını infekte eder. Sekonder infeksiyonlar yapraklar üzerinde lekelerden gelişen misellerde oluşan konidiopsorlarla gerçekleşir.

 

Ayva monilyası hastalığı etmeni  Monilinia linhartiana’nın sürgünde oluşturduğu yanıklık, yaprakta leke le birlikte etmenin yaprak damarları boyunca oluşturduğu misel ve konidileri infekteli küçük meyvede oluşturduğu leke (okla gösterilmiş olan)  ve sağlıklı meyve ve mumyalaşmış ayva meyveleri üzerinde etmenin eşeyli üreme yapıları olan apotesyumlar  alınmıştır.

 

Hastalık etmeni ayva ağaçlarının yaprak, sürgün, çiçek ve genç meyvelerini infekte etmektedir. İlkbaharda taze yaprakların üst yüzünde başlangıçta açık kahverengi lekeler zamanla koyulaşmaktadır. Bu lekeler yaprağın bir kısmını veya tamamını kaplayabilir. Yaprak sapının sürgünle birleştiği noktanın alt ve üst taraflarında 2–3 cm uzunluğunda kahverengi lekeler görülür. Zamanla sürgünde kurumalar meydana gelir ve kuruyan yerlerden aşağı doğru sarkar. infekteli çiçekler başlangıçta sağlıklı görünse de daha sonra kahverengileşerek dökülürler. İnfekteli meyvelerin üzerinde önceleri açık kahverengi, sonraları koyulaşan lekeler görülür. Bu meyveler önce yumuşar, zamanla sertleşerek mumyalaşır. Mumyalaşan meyveler ağaçta asılı kalır. Hastalık ayva ağacının gelişmesini engelleyerek verimin azalmasına nadan olur.

 

Mücadele 

Kültürel Önlemler: Hasattan sonra, sonbaharda etmenin misel, konidi, meyve evi gibi çoğalma birimlerini içeren hastalıklı sürgünler, mumyalaşmış meyveler budanmalı ve yere dökülen hastalıklı yapraklar ile birlikte toplanarak yakılmalı veya oldukça derin toprağa gömülmelidir. İlkbaharda hastalıklı yaprak, çiçek ve sürgünler de kesilerek aynı şekilde imha edilmelidir.

Kimyasal preparat olarak Thiophanate-methyl, triforin, chlorothalonil, iprodione, vinclozolin etkili maddeler kullanılabilir ancak Tarım Bakanlığı bitki koruma talimatlarına göre ruhsatlı fungisitler kullanılmalıdır.

İlaçlama Zamanları:

  1. İlaçlama: Apotesyumlardan askospor uçuşu başladığında yapılmalı, eğer bu dönem saptanamaz ise;
  2. İlaçlama: Çiçeklerin %5’i açtığında
  3. İlaçlama: Çiçeklerin %50’si açtığında
  4. İlaçlama: Tam çiçeklenme döneminde yapılmalıdır.

Meyve Fidanlarında Görülen Önemli Fungal Hastalıklar

Meyve ağacı fidanlarında kök ve kök boğazında görülen kök çürüklükleri, kanserler, solgunluklar ve yeşil aksamda görülen pekçok fungal hastalık bulunmaktadır. Bu hastalıkların bulaşma kaynakları çoğunlukla,

– Bulaşık topraklar

– Bulaşık üretim materyali (Gizli infeksiyonlar)

– Bitki artıkları

– Su (sulama veya yağmur suları)

-Yeşil aksam hastalıkları için hava (pas, külleme ve mildiyö gibi)

– Yabancı otlar ve çevredeki diğer bitkiler olabilmektedir.

 

  1. Meyve Ağacı Fidanlarında Kök Çürüklüğü 

1.1. Phytophthora kök çürüklüğü 

 

Hastalığın etmeni Phytophthora türleridir. Phytophthora kök çürüklükleri fazla nem ve su tutan ağır topraklarda ve düşük sıcaklık olan bölgelerde görülür. Genç fidanları hastalandırdığında bir kaç gün, ay veya hafta içerisinde öldürebilir. Hasta bitkilerde ince kökler hemen ölür, kalın köklerde ise kahverengi nekrotik lezyonlar oluşur. Başlangıçta bitkide gelişme geriliği ve yaprak dökümü görülür. Genç bitkilerde kök sistemi hemen yok olur ve bitkiler ölür.  Bir toprak patojeni olan etmen sulama suyu, toprak ve bulaşık bitkiler aracılığıyla yayılır. Etmenler toprakta veya hasta bitki köklerinde oospor veya klamidospor olarak kışı geçirirler.

İyi drenaj, aşırı sulamadan kaçınmak ve havalanmanın sağlanması iyi bir kök gelişimine yardımcı olarak hastalığın oluşumunu engelleyebilir. Bunun yanında sağlıklı üretim materyali kullanımı ve fidanlık alanlarda toprak sterilizayonu hastalığın yayılması için önemlidir. Ayrıca etmenin kimyasal kontrolü bulunmaktadır.

 

1.2. Rhizoctonia kök çürüklüğü

 

Hastalık etmeni fungus Rhizoctonia solani’ dir. Etmen dünyanın her tarafında çok geniş bir konukçu dizininde görülen bir toprak patojenidir. Kök bölgesinde kahverengileşme ve kabukların odun dokusundan ayrılması gibi belirtiler oluşturur. Hasta kökler üzerinde siyah sklerotlar (hayatta kalma yapıları) oluştururlar. Üst aksamdaki belirtiler kuraklık belirtilerine benzerdir; yaprak uçlarında kuruma, yaprak dökümü ve bitkide ölüm oluşur. Toprak ve hasta bitki artıkları ile yayılır. Fidanlar hastalığa çok duyarlıdır.

Temiz üretim materyali kullanılmalı ve hasta bitki artıkları alandan uzaklaştırılmalıdır.  Etmen için uygun kimyasal yöntemler bulunmaktadır.

 

1.3. Beyaz Kök Çürüklüğü

Etmeni Armillaria mellea’dır. Hastalık etmeni bir Basidiomycota üyesidir. Orman ve meyve ağaçlarının köklerinde çürüklük yaparak ağaçların ölümüne neden olur. Hastalığa yakalanan fidanlarda sürgün oluşumu azalır, yapraklar sararır ve dökülür. Sürgün ve dallar kurumaya ve ölmeye başlar, sonunda fidanların tamamen kurur. Hastalığa yakalanmış fidanların kökleri incelendiğinde ikinci köklerden başlayarak kök boğazına kadar kabuk dokusu ile odun dokusu arasında beyaz bir tabakanın oluştuğu görülür. Hastalığın başlangıcında odun dokusu açık kahverengidir, daha sonra sarımtırak veya beyaz süngerimsi dokuya dönüşür. Yaygın olarak görüldüğü meyve ağaçları elma, armut, erik, şeftali, kiraz, vişne, kayısı, dut, nar, asma, zeytin, kestane ve ceviz, orman ağaçları ise meşe ve iğne yapraklılardır. Fidanlık kurulacak alan ormanlık alanlardan uzak olmalıdır. Kuruyan fidanlar sökülerek imha edilmeli ve yerlerinde kireç söndürülmelidir.

 

1.4. Kömür Çürüklüğü 

Hastalık etmeni fungus Macrophomina phaseolina’dır. Sürgünlerden başlayarak fidanlarda geriye doğru ölüm görülür, yapraklar dökülür. Hastalanan kökler grimsi bir renk alır. Üzerlerinde siyah noktacıklar halinde etmenin hayatta kalmaları için önemli olan ve sklerot adı verilen yapılar oluşur. Şiddetli hastalığa yakalanan bitkilerin kökleri siyahlaşır ve tamamen çürür. Toprak kaynaklı bir patojen olan etmen toprakta dayanıklı yapılarıyla çok uzun süre canlı kalabilir. Sulama suyu ve bulaşık toprak aracılığıyla yayılabilir. Kuru ve sıcak koşullar, su stresi hastalığın gelişimini teşvik eder.

Hastalığın kimyasal mücadelesinde başarı oranı dayanıklı yapılar nedeniyle çok düşüktür.

 

1.5. Çökerten 

Meyve fidanlıklarda en sık görülen fungal hastalıklardan birisidir. Bir çok etmenin (Rhizoctonia solani, Pythium spp., Phytophthora spp., Fusarium spp., Thielaviopsis basicola) bir arada oluşturduğu bir hastalık tablosudur. Yukarıda tek tek anlatılan hastalıklar çıkış öncesi ve çıkış sonrası olmak üzere iki aşamada fidanlıklarda birlikte zarar oluşturabilirler. Tohumla yetiştirilen fidanlarda tohum çimlenmeden bu etmenler tarafından çürütülerek çıkış öncesi çökertene neden olurlar. Çimlenen tohumlarda da çıkış gerçekleşse dahi etmenler tarafından toprağa yakın olan kök boğazı kısmından bitkiler hastalandırılır ve bu fidelerde yatma görülür. Çıkış sonrası çökerten belirtisi olarak adlandırılan benzer belirti kalemle çoğaltılan fidanlarda da görülebilir. Ekim sıklığı iyi ayarlanmalı ve fidanlık iyi güneş alacak şekilde kurulmalıdır. Aşırı sulama ve azotlu gübrelemeden kaçınılmalıdır. Tohumlar derine ekilmemelidir. Tohum yataklarının iyi sterilize edilmesi, mümkünse yeni toprak kullanılması gerekmektedir. Ekimden önce tohum yatakları ilaçlanmalı ve can suyu ile de uygun bir fungisit kullanılmalıdır.

 

  1. Solgunluklar

2.1.Verticillium solgunluğu

 

Etmeni Verticillium dahliae’ dır. Genellikle gelişme sezonunda tek dal kurumalarıyla kendini belli eder. Ölen yapraklar ağaçta asılı kalır. Kök dokularında iletim demetleri halka şeklinde kahverengileşir. Zeytin çeşitleri oldukça duyarlıdır. Etmenin bazı ırkları yaprak dökebilmektedir. Toprak kaynaklıdır. Toprakta bitki artıklarında ve dayanıklı yapılarıyla canlı kalabilmektedir. Sulama suyu ve bulaşık toprak aracılığıyla yayılabilir. Serin ve nemli topraklar ve 20-25°C sıcaklık etmen için optimum koşullardır. Yüksek sıcaklıklarda yayılma durur.

 

2.2. Fusarium solgunlukları ve kök çürüklükleri

Etmenleri Fusarium oxysporum fpp. ve F. solani’ dir. Bitkilerde sararma, solgunluk, geriye doğru ölüm veya ani ölümlerle kendini belli eder. Etkilenen köklerde esmerleşme ve iletim demetinde kahverengileşme tipik belirtileridir. Şiddetli hastalanan bitkilerde kökler tamamen çürür. F. solani ve diğer bazı türler bitkilerde kök çürüklüğü belirtisi ve ölümlerde yapabilirler. Bu etmenler tohum veya toprak kaynaklı olabilir. Sulama suyu veya sporlar ve bulaşık topraklar hastalığın yayılmasında aracı olabilir. Toprak ve üretim materyalinin temiz olması hastalıkla mücadelede en önemli unsurlardır.

  1. Kanserler

Botryosphaeria sp., gibi yara patojeni olan Leucocytospora spp. tarafından oluşturulur. Hastalık belirtileri gövde, ana dal ve yan dallarda kanser, daha ince dallarda ise kuruma ve geriye doğru ölüm şeklinde ortaya çıkar. Enfekteli kısımda kabuk kahverengileşir çöker, konukçu bitki yara etrafında kallus dokusu oluşturur. Zamk akıntısı görülür, kanser görünümü ortaya çıkar. İlkbahardaki bulaşmalar sonucunda daha kısa fakat daha çökük kanserler oluşur ve bunların birçoğu aynı vejetasyon döneminde iyileşerek kapanabilir. Sonbahar ve kışın oluşanlar, yavaş fakat daha fazla yayılarak dalların kurumasına neden olur. Hastalık etmenleri ilkbahar ve sonbaharda donları sırasında oluşan kabuk çatlakları ve sonbaharda dökülen yaprak izleri gibi oluşan yaralardan giriş yaparlar. Yağmur, böcek, budama aletleri ile dağılarak yeni enfeksiyonlara neden olurlar. Yağmurlu ve nemli havalar, yara etrafında oluşan su filmi patojen gelişimini teşvik eder. Bitkilerde mümkün olduğunca yara açmakta kaçınılmalıdır. Bahçenin tesis edildiği alan iyi drenajlı olmalı, bahçeye gerektiği kadar azotlu gübre verilmemelidir. Sezon sonu sulamadan kaçınılmalıdır.

  1. Yeşil Aksam Hastalıkları

Fidanlıklarda kök ve kök boğazı hastalıkları yanında yaprak, gövde ve dallarda sorun oluşturan bazı etmenlerde bulunmaktadır. Külleme, meyve ağacı pasları, antraknoz, gövde kanserleri gibi etmenler bitkinin yeşil aksamını hastalandırarak bitki gelişimini zayıflatmakta ve önlem alınmadığı takdirde ölümlere neden olabilmektedir.

Külleme hastalıkları yaprak ve sürgünler üzerinde beyaz unsu görünüşte bir tabaka oluşur. Fotosentez alanını kapattığı için bitki besininin oluşturamaz, yaprak dökümü ve şiddetli hastalıklarda sürgünler kurur. Pas hastalıkları da benzer şekilde yapraklarda fotosentetik Alana zarar vererek bitkide gelişme geriliği yaparlar.

Sonuç olarak bu hastalıkların bulaşma kaynakları toprak, üretim materyali, bitki artıkları, su yabancı otlar ve hava olduğu için öncelikle bunlardan gelecek tehditler baştan alınacak önlemelerle azaltılmalıdır. Bunlar dışında kültürel önlemler göz ardı edilmemelidir. Bazı durumlarda solarizasyon ya da sıcaklık uygulamaları gibi fiziksel uygulamalarla hastalıklar önlenebilir. Kimyasal mücadele koruyucu olarak önceden yapılmalı ve hastalık görülür görülmez uygulanmalıdır.

Önemli Nar Hastalıkları ve Mücadele Yöntemleri

Nar (Punicae granatum L.), tropik ve subtropik bir iklim meyvesi olup, Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetiştirilebilmektedir. Kurak iklim koşullarına dayanıklı ve farklı toprak yapısına kolay adapte olabilen nar, her yıl düzenli ürün veren bir bitkidir. Türkiye, nar’ın anavatanı olarak kabul edilmekte olup yetiştirici ülkeler arasında da ilk sıralarda yer almaktadır. Son yıllarda artan iç ve dış pazar talebi nedeniyle; özellikle Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve Eğe Bölgelerinde birçok kapama nar bahçesi tesis edilmektedir. Diğer meyvelerde olduğu gibi, narda da önemli ürün kayıplarına neden olabilen yetiştiricilik sorunlarının yanı sıra birçok bitki sağlığı sorunu mevcuttur. Türkiye’de son 8-10 yılda nar hastalık ve zararlıları konusunda birçok çalışma yürütülmüştür.

Bu çalışmada, ülkemizde bugüne kadar yapılan söz konusu çalışmalar sonucu saptanmış önemli nar hastalık ve zararlıları ile bunların kısaca tanımı, zarar şekilleri ve mücadelesine yönelik bazı öneriler verilerek, nar bahçelerindeki bitki sağlığı sorunlarının çözümüne katkı sağlanması amaçlanmıştır.

Kahverengi leke hastalığı (Alternaria alternata)

Hastalık etmeni havai kökenli bir fungus olup, çok geniş bir konukçu dizisine sahiptir. Bitki dokularına genellikle çeşitli nedenlerle açılmış yaralardan girmekle beraber doğrudan enfeksiyon yapma gücüne de sahiptir. Hastalık ilkbaharda genç yapraklarda ilk belirtileri oluşturur ve vejetasyonun ilerlemesi ile çiçek ve meyveleri de enfekte eder. Genç yaprakların uç kısmında başlayan küçük, koyu kahve renkli lekeler zamanla genişler ve yaprak yüzeyinin yarıdan fazlasını kaplar. Etmenin yaprakta oluşturduğu toksini, koyu kahve renkli lekenin kenarında sarı renkli bir hale oluşturur ve bu tür yapraklar dökülür. Şiddetli enfeksiyonlarda önemli yaprak kayıpları söz konusu olabilmektedir.

Hastalığın meyvedeki ilk enfeksiyon yeri genellikle kaliks ve civarıdır. Kaliksten meyveyi enfekte eden etmen, hastalık gelişimini hızla sürdürerek meyve kabuğunda bütün bir koyu kahverengi leke şeklinde ilerler. Uygun koşullarda leke gelişimi meyvenin tamamını kaplayıncaya kadar devam eder. Kabuk kuru, mat bir görünüm alır.  Bu tür meyveler, hastalığın oluştuğu döneme bağlı olarak zamanla çatlayarak pazar değerlerini tamamen kaybederler.

Hastalığın gelişiminde nem en önemli faktördür. Bu nedenle bahçe kurarken sıra arası ve sıra üzeri mesafelerin, bahçe içi hava sirkülasyonunun iyi bir şekilde olmasına izin verecek şekilde alınması önemlidir. Ayrıca, çok gövdeli nar ağaçlarında, en fazla 4-6 gövde bırakılarak ağaç içi havalanmaya yardımcı olacak şekilde budamanın yapılması gerekir. Budama sırasında, budama aletlerinin dezenfeksiyonu, büyük budama yaralarının aşı macunu ile kapatılması ve budama sonrası % 2’lik Bordo bulamacı uygulaması ile hastalıklı bitki artıklarının ve meyvelerin bahçeden uzaklaştırılarak imha edilmesi hastalığın mücadelesinde alınabilecek kültürel tedbirlerdir. Kimyasal mücadelesinde ise; birinci ilaçlama çiçek tomurcukları belirginleşmeye başladığında, ikinci ilaçlama taç yapraklar döküldüğünde, üçüncü ilaçlama meyveler yarı büyüklüğüne gelince yapılmalıdır.

 

Coniella meyve çürüklüğü (Coniella granati)

Havai kökenli bir hastalık etmeni olup, nar meyvelerini enfekte etmekte ve kabuk dokusunda görünüm bozukluklarına neden olmaktadır. İlk belirtileri genç meyvelerde görülür ve erken dönemde enfekte olan meyvelerde gelişen lekeli alanın büyüklüğüne bağlı olarak çökme, simetrik büyümeme gibi şekil bozuklukları oluşabilir. Hastalığa daha geç yakalanan meyvelerde ise şekil bozukluğu oluşmamakla birlikte kabuk üzerinde düzensiz, birçok leke oluşur. Temreleşme benzeri bu lekeler sıklıkla dal sürtmesine bağlı olarak gelişen kabuk bozulmaları ile karıştırılır. Hastalığa bağlı gelişen lekelerin etrafı kalın koyu renkli bir hale ile çevrilidir. Siyah nokta şeklindeki lekeler bu çizginin içinde yer alır. Hastalığın şiddetine ve çeşide göre oluşan leke sayısında farlılıklar olabilir. İleri dönemlerde tüm kabuk yüzeyi bu lekelerle kaplanabilir.

Kahverengi leke hastalığında olduğu gibi bu hastalığın gelişiminde de nem en önemli faktördür. Bu nedenle aynı kültürel tedbirlerin alınması bu hastalığın mücadelesi içinde esastır. Ayrıca, hastalık etmeni ağaç üzerinde önceki yıldan kalan hastalıklı meyveler üzerinde kışı geçirebildiğinden, hasattan sonra dallarda kalan meyveler toplanmalı ve imha edilmelidir. Kimyasal mücadelesinde ise; tam çiçeklenme döneminde, meyveler fındık iriliğinde, meyveler 1/3 iriliğine geldiğinde ve meyveler yarı büyüklüğüne geldiğinde olmak üzere 4 ilaçlama yeterli olmaktadır.

 

Meyve iç çürüklükleri (Alternaria spp., Penicillium spp., Aspergillus niger)

Meyve iç çürüklüğü farklı fungal patojenlerin oluşturduğu ve doğrudan verim kayıplarına neden olan önemli bir nar hastalığıdır. Bu hastalık etmenlerinden Alternaria geniş bir konukçu dizisinde önemli depo hastalıkları oluşturmakla birlikte, nardaki gelişimi vejetasyon döneminde tamamlanmaktadır. Bulaşık meyvelerin dış görünüşleri ile sağlıklı meyvelerden ayrılmaları mümkün değildir, ancak hasta meyvelerin ağırlık kayıpları fark edilebilir. Bu tür meyveler kesildiklerinde, meyve içinin tamamen çürüdüğü ve fungus ile kaplı olduğu görülür.

Penicillium ve Aspergillus hastalık etmenleri ise genellikle nar meyvelerinin olgunlaşma döneminde görülmekte olup, özellikle depolanan narlarda önemli kayıplara neden olurlar. Vejetasyon döneminde meyvelerde çeşitli şekillerde oluşan yaralanma ve böcek zararına bağlı olarak enfeksiyonu gerçekleştiren funguslar meyve çürümelerine neden olur. Bazen hastalık etmenleri kaliksten de giriş yaparak meyve iç çürüklüğüne neden olabilirler.

Bu hastalık etmenlerinin etkili bir kimyasal mücadelesi bulunmamaktadır. Başarılı bir zararlı mücadelesi, dengeli sulama ile meyve çatlamalarının en aza indirilmesi, meyvelerin güneş yanıklığından korunması, çeşitli sebeplerle oluşabilecek meyve kabuk yaralanmalarının engellenmesi ve uygun koşullarda depolanmaları ile zarar en aza indirilebilir. Kahverengi leke hastalığına karşı yapılacak etkili bir kimyasal mücadele, Alternaria meyve iç çürüklüğüne de etkili olmaktadır.

 

Phytophthora kök ve kökboğazı çürüklüğü (Phytophthora sp.)

Toprak kökenli bir fungal hastalık etmeni olup, bitkinin kök ve kökboğazında zarar oluşturur. Nar, turunçgil, sert ve yumuşak çekirdekli meyveler, sert kabuklu meyveler ve sebzeler başlıca konukçuları arasındadır. Hastalık, taban arazi ve nemli topraklarda sürekli bulunur ve özellikle toprağın su ile doygun kaldığı dönemlerde hastalığın yayılması hızlı olmaktadır. Bitkiye yaralardan veya sağlam dokulardan doğrudan girerek bitkinin kök ve kökboğazında zarar oluşturur. Hastalıkla bulaşık bitkilerde genel bir sararma ve gelişme geriliği görülür. Enfeksiyon ilerledikçe kök boğazındaki kambiyum dokusunda nekroze alanlar gelişir ve enfekteli kısma ait kabuk dokusu çatlar. Şiddetli enfeksiyonlarda ince kökler ve hatta ana kök ölebilir. En sonunda bitki ölür. Hastalık enfeksiyonu uygun koşullar devam ettiği sürece toprakta çoğalarak yüksek yoğunluklara ulaşabilir.

Hastalığın mücadelesinde; bahçelerde damlama sulamanın tercih edilmesi, sulama sırasında ve sonrasında kökboğazının ıslanmamasına dikkat edilmesi, derin dikim yapılmaması ve taban suyu olan yerlerde bahçe kurulmaması ya da sırta dikim yapılması ile bakım işlemleri sırasında ağaçların gövde, kök ve kökboğazının yaralanmasından sakınılması olarak sıralanabilir. Kimyasal mücadelesinde ise ilkbahar, yaz ve sonbahar sürgün dönemlerinde yapılacak üç ilaçlama ile yaz sürgün döneminde kökboğazına yapılacak bir uygulama yeterli olmaktadır.

 

Eutypa geriye ölüm hastalığı (Eutypa lata)

Hastalık, havai kökenli bir fungal etmen olup nar, bağ, sert çekirdekli ve sert kabuklu meyveler gibi geniş bir konukçu dizisine sahiptir. Bitki dokularına yara yerlerinden, özellikle budama yaralarından girerek enfeksiyona neden olur ve iletim demetlerinde 50 cm’e kadar ilerleyebilir. Genç ağaçlarda genellikle ilk budama yılında enfeksiyona neden olmakta ve ilk belirtileri bir sonraki vejetasyon döneminden itibaren, genellikle iki yıl sonra görülmeye başlar. Belirtileri yapraklarda sararma, solgunluk ve genç dallardan itibaren geriye doğru kurumalar şeklinde başlar. Kuruyan dallar enine kesildiğinde, odun dokusunda “V” şeklinde nekroze alan tipik özelliğidir.

Daha sonra, enfeksiyon noktasına bağlı olarak, kabuk dokularında ıslak renk değişimleri ve kavlamalar olmaktadır. Kabuk dokuları uzaklaştırıldığında, odun dokusunda iletim demetlerindeki hastalığın ilerleyişi görülür. Hastalığın giriş yeri kökboğazına yakınsa, hastalık köklere kadar ilerlemekte ve kökleri de öldürmektedir. Bu tür ağaçlarda toprak seviyesinden gövdeler kırılmakta ve ana kökten ayrılmaktadır. Eutypa geriye ölüm hastalığı, özellikle kökboğazında oluşan belirtileri ile sıklıkla Phytophthora kök ve kökboğazı çürüklüğü ile karıştırılmaktadır.

Hastalığın etkili bir kimyasal mücadelesi bulunmamaktadır. Bunun için özellikle genç bahçelerde, kuru havalarda budama yapmak, budama aletlerinin dezenfeksiyonu, budama yaralarının aşı macunu ile kapatılması gibi koruyucu kültürel tedbirlere önem verilmelidir. Budamadan sonra yapılacak % 2’lik bordo bulamacı uygulaması ile de Eutypa geriye ölüm hastalığı ve diğer havai kökenli fungal patojenlere karşı bir koruyuculuk sağlanabilir.

Sert Çekirdekli Meyve Türlerinde Fizyolojik Bozukluklar

Sert çekirdekli meyveler dünyada en fazla üretimi yapılan türlerin arasında yer almaktadır. Şeftali, kayısı, erik, kiraz ve vişne farklı iklim ve toprak koşullarına adapte olabilen geniş bir yayılım alanı bulan önemli meyve türleridir. Dünyada 22.795.854 ton şeftali-nektarin, 3.365.738 ton kayısı,  11.282.527 ton erik, 2.245.826 ton kiraz ve 1.362.231 ton vişne yetiştirilmektedir. Türkiye özellikle kuru kayısı ve kirazın üretim ve ihracatında dünya birincisi olma konumundadır. Ancak, son yıllarda tüm dünyada yaşanan iklim değişikliklerinin etkileri ülkemizde de görülmektedir. Küresel ısınmaya ilişkin IPPC tarafından hazırlanan değerlendirme raporunda ortalama sıcaklıkların 2100 yılına kadar 1.4-5.8oC arasında artacağı belirtilmiştir (IPPC, 2001). Bu durum sadece özellikle subtropik bölgelerde sıcaklıkların yükselmesi şeklinde değil, tüm dünyada iklimlerin kayması, kuraklık veya aksine seller ve afetler şeklinde kendini göstermektedir. Bu durumdan tüm tarımsal ürünler, hayvancılık ve hatta su ürünleri etkilenmektedir. Meyvecilik içerisinde en fazla etkilenenler arasında sert çekirdekli meyveler gelmektedir. Çünkü şeftali, nektarin, kayısı, erik, kiraz ve vişne ağaçları diğer meyvelere göre fizyolojik bozukluklara daha hassas olan türlerdir. Şeftaliler kuraklıktan hiç hoşlanmaz, aşırı kuruyan ağaçlar Capnodis tenebrionis’ten zarar görür, kayısı aşırı nemli koşullarda apopleksi denilen ani ölüme yakalanır. Kayısı ve öteki tüm sert çekirdekli meyve ağaçları zamk çıkarmaya meyillidir.

Ülkemizdeki kiraz yetiştiriciliğine göz atacak olursak, yetiştiriciliği yapılan çeşitler genel olarak orta mevsim çeşitleridir. Son yıllarda, geç mevsim kiraz yetiştiriciliği de gelişerek, geç olgunlaşan kiraz çeşitleri ile 1400-1800m yüksekliklerde bahçelerin kurulabildiğini görmekteyiz. Ancak, bu şekilde yüksek bölgelere çıktıkça kiraz yetiştirilebilecek alanlar ve sulama olanakları azalmaktadır.

Çukurova Üniversitesi’nde 1990’lı yıllarda subtropik iklim koşullarında erkenci kiraz yetiştiriciliği çalışmaları da başlamıştır. Bu amaca yönelik olarak soğuklama gereksinimi düşük erkenci çeşitlerin kullanımı önem kazanmıştır. Erkenci kiraz yetiştiriciliği konusunda özellikle İspanya’nın önemli adımlar atmış olduğu görülmektedir. Dünyada da yapılan ıslah çalışmalar sonucunda soğuklama gereksinimi düşük olan kiraz çeşitleri oldukça artmıştır. Bu çeşitlerin bazıları kendine verimli olup, tek çeşitle bahçe tesis etme olanağı da sağlamaktadır.

Toros dağlarının 500-600m yükseklikleri, turfanda kiraz yetiştiriciliği için uygun ekolojik koşullara sahiptir. Toros’ların güneye bakan yörelerinde erken turfanda ve iri kiraz çeşitlerini yetiştirme olanakları vardır. Ayrıca Tokat, Amasya geçit bölgeleri, Hatay, Gaziantep, Osmaniye, Adana ve Ceyhan ovaları gibi kirazlar için gerekli olan 600-800 saatlik soğuklama süresine sahip yerler erken turfanda kiraz yetiştiriciliğine uygun alanlara sahiptir. Bu amaca yönelik olarak 1990 yılında Ç.Ü.Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünde başlatılan kiraz çeşit çalışmalarında, subtropik iklim koşullarında alınan ilk sonuçlarda,  Stella ve Noir de Guben çeşitleri umutlu sonuçlar vermiştir. Bu çalışmalara ışık tutmak amacıyla ülkemizde bulunan bazı kiraz çeşitlerinin soğuklama süreleri saptanmıştır.

Subtropik iklim koşullarındaki çalışmalar, bu iki çeşitten sonra Mayıs ayında olgunlaşan Lapins,   Kordia, Sunburst, Lapins ve Nafrina vb. gibi yabancı çeşitlerle yapılan denemelerle sürdürülmüştür. Ayrıca, deneme bölgelerinin de soğuklama süreleri hesaplanmıştır. Bu çalışmalar ışığında Akdeniz bölgesinde üretici bazında ilk kiraz bahçeleri de 1997 yılında Ceyhan’da (Adana) kurulmaya başlamıştır.

Subtropik bölgelerde kiraz yetiştiriciliği yapılabileceği ve ekonomik getirisinin oldukça yüksek olacağı görülmektedir. Ancak, bu ılık bölgelerde en büyük sorunun soğuklama gereksiniminin karşılanamaması ve döllenme sorunu olacağı düşünülürken, kirazlarda kaliteyi düşüren bir başka sorun daha ortaya çıkmıştır. Bu da şeftalilerde de sıkça görülen çift meyve oluşumudur. Ilık geçen kışlardan sonra, düşük soğuklama gereksinimine sahip olan çeşitlerin, yüksek soğuklama gereksinimine sahip olanlardan daha erken çiçeklenme göstereceği, dolayısıyla bu iki grubun birbirini tozlayıp dölleyemeyecekleri saptanmıştır. Ayrıca bu duruma neden olarak kirazlarda tozlanma ile döllenme arasındaki sürenin 2-4 gün olmasından kaynaklandığı belirtilmektedir. Birçok araştırıcı tomurcuklardaki dinlenme olayının karışık olduğunu ve dinlenmeye bitkinin dışında olan çevresel faktörlerin özellikle hava sıcaklıklarının ve buna bağlı olarak bitki bünyesinde değişen hormonların etkili olduğunu belirtmişlerdir. Bununla birlikte İspanya’da farklı kiraz çeşitlerinde yapılan bir başka çalışmada, subtropik bölgelerde genotip ve sıcaklığın polen performansı üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla çiçek tozlarının in vitro ve in vivo ortamlarda canlılıkları, çim borusu oluşturma oranları ve çiçek tozu üretim miktarları saptanmıştır. Araştırıcılar, sonuç olarak çeşit özelliği ve sıcaklığın döllenme ve çift meyve oluşumu üzerine etkili olduğunu bulmuşlardır .

Dünyada çift meyve oluşumunun ilk belirtileri Victoria erik çeşidinde saptanmıştır (Sounders, 1927) ve çift meyve oluşumu ilk defa Philip (1933) tarafından bildirilmiştir. Son yıllarda, sert çekirdekli meyvelerde görülen bu durum küresel ısınma nedeniyle özellikle sıcak iklim bölgelerinde oldukça artmıştır. Çift meyve oluşumu su stresi ile başlayıp tomurcukların ayrım periyodundaki yüksek sıcaklıklarla artmaktadır. Bu periyot özellikle Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarındadır.

Çukurova Bölgesi’nde yapılan kiraz yetiştiriciliği denemelerinde de çift meyve oluşumu sıklıkla görülmekte ve bu durum meyve kalitesini düşürmektedir. Kiraz ihracatı ile ön plana çıkan Kemalpaşa ilçesinde yetiştirilen kiraz çeşitlerinde de yüksek oranda olduğu belirtilmektedir. Manisa yöresinde yetiştiriciliği yapılan Napolyon kiraz çeşidinde % 42, Early Burlat kiraz çeşidinde ise % 34 oranında çift meyve oluşumu saptanmıştır. Sıcak iklime sahip bölgelerde bir önceki yılın çiçek tomurcuğu farklılaşması döneminde (fizyolojik ve morfolojik ayrım periyodu) 25oC sıcaklıkta normal tek dişi organ oluşurken 30oC’de çift dişi organ oranının arttığı, 35oC ve üzeri sıcaklıklarda bu oranın % 80’e çıktığı saptanmıştır. Tüm dünyada ve Türkiye’de etkili olan küresel ısınmanın etkileri sonucunda yetiştiriciliği yapılan birçok meyve tür ve çeşidinde çift meyve oluşturma eğiliminin artacağı düşünülmektedir. Kaliforniya’da küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin yıllara göre soğuklama süresinde neden olacağı değişimi saptamaya çalışmışlardır. Araştırıcılar sıcaklığın çok artacağını bunun da mevcut çeşitlerde birçok sıkıntı yaratacağını, soğuklama gereksinimi çok düşük çeşitlerin kullanılmasının yanında dinlenmeyi kesen kimyasalların da kullanımının artacağını belirtmişlerdir.

Su stresinin kirazlarda çift meyve oluşumu üzerine etkisini incelemiş, çift pistil ve çift meyve oluşumunu artan su stresi ile ilişkili bulmamışlardır.

Kirazlarda subtropik koşullarda çift meyve oluşumunu kontrol etmek ve azaltmak amacıyla bir TAGEM projesi yürütmüşlerdir. Araştırıcılar, tomurcuk ayrım periyodunde farklı renkteki gölgeleme sistemleri, plastik örtü ve kaolin uygulamalarının çift meyve oluşumunu azaltma üzerine etkilerini araştırmışlardır. Bu çalışmanın bir benzeri de şeftalilerde yürütülmüş olup, denemelerde çift meyve oluşturmaya meyilli olan Françoise şeftali çeşidi kullanılmıştır. Siyah örtü ve kaolin kombinasyonları sıcaklık etkisini en iyi azaltan (% 20) uygulama olmuştur. Beyaz net % 3.09, siyah net % 6.16 ve kaolin uygulaması % 11.27 oranında çift meyve oluşumunu azaltmıştır.

Kurutmalık kayısı yetiştiriciliğinde kayısı meyvelerinin yüksek kalitede olgunlaşabilmesi için yaz aylarında atmosferin kuru olması gerekmektedir. Kayısılar nemli ve ilkbahar ayları sisli geçen bölgelerde çil hastalığına (Sclerotinia) tutulur ve meyve kalitesi düşer. Bu nedenle bahçelerin iyi havalanan yerlerde kurulması gerekir. Ayrıca ilkbaharın geç donları da bademden sonra çiçek açan bu meyve türünün farklı bölgelere adaptasyonunu sınırlamaktadır. Kurak koşullara oldukça dayanıklı olan kayısı derin, geçirgen, iyi havalanan, sıcak ve besin maddelerince zengin olan ince dokulu, tınlı veya tınlı kireçli toprakları sever. Kayısılar, çok nemli ağır topraklardan hoşlanmaz ve apopleksi denen ani ölümler görülür. Bu gibi ağır topraklarda erik anacı üzerine aşılanırsa ağaç gelişebilir.

Tüm sert çekirdekli meyve türlerinde ve özellikle kayısılarda mineral madde noksanlıkları yapraklarda ve daha sonra meyvelerde fizyolojik bozukluklara neden olabilir. Bu bozukluklar azot, potasyum, çinko, fosfor, bor vb. gibi elementlerin noksanlığında daha çok ortaya çıkar. Bu noksanlıkların belirtileri gerek yapraklarda kıvrılma, daralma, küçülme, rozetleşme vb., gerek meyvelerde azalma, küçülme, çatlama, büzülme, meyve etinin kararması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kayısılarda beslenme noksanlığından ileri gelen fizyolojik kısırlıklar da mevcuttur. Bu nedenle, özellikle kayısı ağaçlarından iyi bir verim almak için yeterli ve dengeli beslemek gerekmektedir.

Sert çekirdekli meyvelerin tümünde soğuk iklimli bölgelerde kış veya ilkbahar geç donları riski bulunmakta, düşük sıcaklıklarda küçük meyvelerde üşüme zararları ortaya çıkmaktadır. Özellikle ilkbahar geç donları kayısı ve kirazlarda oldukça büyük ürün kaybına neden olmaktadır. Bu zararı azaltabilmek için birçok çalışma yapılmakta olup, halen Malatya Meyvecilik Araştırma Enstitüsü’nde çiçeklenmeyi geciktirmek, meyve verim ve kalitesini arttırmak amacıyla bir doktora tez çalışması yürütülmektedir.

Zararlılar

Sert Çekirdekli Meyvelerde Zararlılar ve Mücadelesi

 Kırmızı Örümcekler                         

Sert çekirdekli meyve ağaçlarında görülen Kırmızıörümcekler; erginleri genel olarak kırmızı renk tonlarında olduğu için birbirinden kolayca ayırt edilemezler. Bu zararlılar kış aylarını kışı meyve ağaçlarının kabuk altı gibi saklı yerlerinde ve genellikle toprağın 5-10 cm derinliğinde döllenmiş dişi olarak geçirirler. Zararlı meyve ağaçlarının yapraklarına mayısın ilk haftasından itibaren yumurta bırakmaya başlar. Bir dişi 100-200 adet yumurtayı genelde yaprağın alt yüzüne ve ana damar boyunca tek tek ya da gruplar halinde bırakırlar. Yılda 9-10 döl verirler. Kırmızı örümceklerin sert çekirdekli meyve ağaçlarında beslenmeleri sonucunda yapraklarda kahverengi lekeler meydana gelir. Bu lekeler ileri zarar durumlarında tüm yaprağı kaplayarak tamamen kızıl bir renk almasına neden olur. Bu tip yapraklar zamanından önce dökülür ancak sürgün ve yapraklardaki yoğun ağ oluşumu nedeniyle dallarda asılı kalırlar. Bu zararlılar başta kiraz ve vişne olmak üzere erik, badem, kayısı, şeftali, nektarin ve yumuşak çekirdekli birçok meyve ağacında zararlıdır.

Mücadelesi; Kırmızıörümceklerin doğada avcı akarlar başta olmak üzere başka avcıları da ardır. Doğal dengenin kurulduğu ve geniş etkili ilaçların kullanılmadığı bahçelerde, bu türler zararlıları baskı altında tutabilmektedir. Bu nedenle mutlak surette zararlılar ile ilaçlı mücadeleye karar verildiğinde, zararlıların popülasyon yoğunluklarına bakılarak ilkbahar (mayıs ayında) ve yaz (temmuz ortalarında) uygulamaları spesifik akarisitlerle yapılabilir.

Yaprak Bitleri                                                              

Sert çekirdekli meyve ağaçlarında zarar yapan Yaprakbitleri arasında; kiraz ve vişnede Myzus cerasi (F.), erik ve kaysıda Hyalopterus pruni (Geof.), Şeftali, nektarin ve bademde Myzus persicae Sulzer ile badem ve şeftalide Brachycaudus cardui (L.) ve B. persicae Pass. önemlidir. Yaprakbitleri genel olarak türüne göre açık yeşilden koyu kahverengine kadar değişen renklerde olabilir. Bazı türlerin üzerinde beyaz unumsu maddeler bulunmaktadır. Serin iklim kuşağında kışı sürgün ve yaprak gözleri üzerinde yumurta döneminde geçirirler. Bu nedenle kışlık yağ uygulaması mücadeleleri açısından önemlidir. İlkbaharda sert çekirdekli meyve ağaçlarının tam çiçeklenme zamanında yumurtalar açılır ve çıkan nimfler meyvelerin yaprak alt yüzeyinde yaz boyunca koloniler oluşturarak zarar yaparlar. Bitkinin özsuyunu emen zararlılar yapraklar üzerinde, bol miktarda salgıladıkları ballımsı madde- karaballık meydana getirirler ve bu nedenden dolayı yapraklar görevini yapamaz. Ayrıca sert çekirdekli meyvelerde birçok virüsün de vektörlüğünü yaparlar.

 

Mücadelesi; Yaz ayları süresince gövde ve ana dallardan süren obur sürgünler budanmalıdır. Yaprakbitlerinin ülkemizde tespit edilmiş 100’ün üzerinde doğal düşmanı vardır. Bu avcı ve parazitoitler çoğu zaman zararlıyı baskı altında tutmaktadır. Ancak ilaçlı mücadeleyi gerektirecek popülasyon yoğunluğu belirlendiği takdirde (100 sürgünden 15’i bulaşık ise), doğal düşmanların da durumu göz önünde bulundurularak spesifik afisitler ile mücadele edilmelidir.

Kabuklu Bitler                                 

Sert çekirdekli meyve ağaçlarında zarar yapan Kabuklubit türlerinin başında, özellikle şeftali, badem ve nektarinde zararlı Pseudolacaspis pentagona T.-T. (Dut koşnili) ve Nilotaspis halli Green (Şeftali virgülkabuklubiti) gelmektedir. Bu türlerin yanı sıra; Epidiaspis leperii (Sign.), Quadraspidiotus perniciosus Comstock ve Lepidosaphes ulmi (L.)’de sert çekirdeklilerde zarar yapmaktadır. Ergin dişiler türüne göre yuvarlakça ya da virgül şeklinde bir kabuğun altında bulunurlar. Dişilerin vücut rengi açık sarı limon renginde olup kabuk rengi ise türden türe değişmekle birlikte genellikle kirli beyaz ile kahverengi renk tonları arasındadır. Kışı döllenmiş dişi ya da son nimf döneminde geçirirler. İlkbaharda bölge koşullarına göre dişiler nisan ve mayıs ayları arasında 100-200 adet yumurta bırakırlar. Bir hafta on gün içinde açılan yumurtalardan çıkan nimfler ağacın sürgün, dal ve gövdesi üzerine yerleşir ve buralarda bitki özsuyunu emerek beslenirler. Zararlıların yüksek yoğunluklarında ağaçlarda kurumalar ve hatta ölümler dahi görülmektedir.

Mücadelesi; Ağaçlar yapraklarını döktüğünde zararlılar dallar ve gövde üzerinde kolayca fark edildiğinde öncelikle yoğun bulaşık olan ince dallar kesilip imha edilir, gövde ve ana dallar tahta fırçası ile fırçalanarak kışlayan bireyler temizlenir. Kabuklubitlerin doğada gelişmesini önleyen birçok parazitoit ve avcısı bulunmaktadır. Bunların etkinliğini artırıcı uygulamalar yapılmalıdır. Biyolojik mücadele olanaklarının yetersiz olduğu durumlarda ilaçlı mücadeleye karar verilebilir. Öncelikle bu zararlı grubuna karşı kış aylarında yapılacak yazlık yağ uygulaması yeterli olabilmektedir.

 

Koşniller                                                                                   

Erik, şeftali, kaysı ve kirazda zararlı olan koşniller Sphaerolecanium prunastri (Boy.), Parthenolecanium corni Bouche ve Paleolecanium bituberculatum Targ.-Tozz., Saissetia oleae Bern., Coccus hesperidum L., Ceroplastes floridensis Comst., Eulecanium tiliae L. ve Pulvinaria vitis L.’tir. Koşnil dişilerinin vücut rengi kirli beyazdan açık kahverengine, yuvarlak ve kubbemsi yapıda olan kabukları ise açık kahverenginden siyahımsı renge kadar değişiklik gösterir. Bu zararlı grup kışı genellikle ikinci nimf döneminde meyve ağaçlarının dalları üzerinde geçirdikten sonra nisan başlarında tekrar beslenmeye başlar ve mayıs ayında ergin olurlar. Ergin dişiler bir süre beslendikten sonra 2000 adet yumurta bırakırlar. Genellikle yılda 1 döl verirler. Koşniller sert çekirdekli meyve ağaçlarının ana dalları ve gövdesi üzerinde emgi yaparak doğrudan, ballı madde salgılayarak fumajine neden olmalarıyla da dolaylı yoldan zararlı olurlar. Popülasyon yoğunluğunun yüksek olduğu durumlarda ve eğer önlem alınmazsa kısa sürede ağacı öldürebilirler.

Mücadelesi; Bu zararlıların yüksek popülasyonlarının bulunduğu bahçelerde, budama zamanında yoğun bulaşık dallar kesilip derhal ortamdan uzaklaştırılmalıdır. Ülkemizde bu zararlı grubu üzerinde tespit edilmiş birçok doğal düşman vardır. Doğal dengenin kurulduğu bahçelerde bu zararlıları bulmak bile olanaksızdır. Bu nedenle doğal düşmanları koruyucu tedbirlere önem verilmelidir. Zararlıların yoğun bulaşık olduğu bahçelerde kışlık yağ uygulaması önerilir. Bu uygulamanın yeterli olmadığı zamanlarda yaz aylarında yapılan kontrollerde dişilerin bıraktığı yumurtaların % 60’ı açıldığında zararlı türüne göre ruhsatlı bir ilaç tavsiye edilmelidir.

Akçil Kımılı  

Genel bir zararlı olan Akçil kımılı, kaysılarda ekonomik önemde zarara neden olmaktadır. Erginleri kırmızımsı ya da sarımsı kahverenginde, yumurtalar açık yeşil ve küçük bir silindir olup nimfleri ise oldukça farklı renklerde olabilir. Zararlı kışı çiftleşmemiş ergin olarak ağaç kabukları ve benzeri korunaklı yerlerde geçirdikten sonra bölgesine göre nisan – mayıs aylarında aktif olurlar. Erginler bir ay kadar ağaçların dal ve gövdeleri üzerinde beslendikten sonra çiftleşir ve dişiler ortalama 70 adet yumurtalarını dallara ve yapraklara 14 adetlik gruplar halinde bırakırlar. Yumurtadan çıkan nimfler yaz ayları süresince yaprak, sürgün, dal ve meyvelerde bitki özsuyunu emerek beslenirler. Dal ve sürgünlerde emgi yerlerinden toplu iğne başı büyüklüğünde zamk akıntısı çıkar, meyvelerde beslendiğinde ise, beslendikleri yerde beyaz keçe şeklinde alanların oluşmasına neden olurlar. Özellikle kurutmalık kayısılarda sarartma işlemleri sırasında emgi yerlerinde oluşan keçemsi yapı sertleşerek “Akçil” adı verilen özel bir zarara neden olurlar ki bu da kurutulmuş olarak satılan meyvenin pazar değerini tamamen kaybetmesine neden olmaktadır. Mücadelesi; Son yıllarda ekonomik önemi giderek artan bu türe karşı özel bir savaş uygulanmamaktadır. Başta Nezara viridula (L.), süne ve kımıl olmak üzere bu gruptan birçok zararlının doğal düşmanları bunlar üzerinde de oldukça etkilidir. Mutlaka mücadele yapılması gereken durumlarda bu zararlıya karşı ruhsatlı bir ilaç yumurta açılma döneminde tavsiye edilebilir.

Mayısböcekleri ve Haziranböcekleri   

 

Sert çekirdekli meyve ağaçlarında zararlı olan Mayısböcekleri; Melolontha melolontha L. (Adi mayısböceği), M. pectoralis Germ. ve M. albida F. (Beyaz mayısböceği), Haziranböcekleri ise Anoxia orientalis Kryn. (Doğu küçük haziranböceği), Polyphylla fullo L. (Adi haziranböceği), P. turkmenoglui Petro. (Anadolu haziranböceği) ve Amphimallon solstitialis L.’dir. Böcekler arasında en büyük yapılı böcekler olup genel olarak büyüklükleri 35-45 cm kadardır. Genel olarak açık kahverenginden koyu kahverengi arasında olan renkleri ve elytra üzerinde bulunan beyaz renkteki desenlemeleri ile kolayca fark edilirler. Manas tipinde olan larvaları toprak içerisinde ağaç kökleri yakınında “C” şeklinde kıvrık olarak bulunurlar. Buralarda organik gübreler ile ağaçların ve fidanların saçak köklerini yiyerek beslenirler. Özellikle fidanlar saçak kökleri vasıtası ile topraktan su ve besin maddelerini alamadığından dolayı tepe kısımlarından aşağıya doğru kuruyarak ölürler. Zararlılar gelişmelerini 2-3 yılda tamamlayarak bölgeden bölgeye ve iklim koşullarına göre değişmekle birlikte mayıs sonu haziran başında doğada erginleri görülmeye başlar. Erginler ışığa gelirler ve gündüzleri meyve ağaçlarının yaprakları ile beslenirler, ancak bu zarar önemli değildir.

Mücadelesi; Erginler ışığa geldiği için, ergin çıkışının başladığı zaman, akşamları bahçeye yerleştirilecek bir ışık kaynağı ile bu ışığa gelecek erginler toplanıp öldürülebilir. Bahçe tesis ederken sertifikalı fidanlar kullanılmalı, organik gübre seçiminde mutlaka yanmış ahır gübresi tercih edilmeli ve gübreler kesinlikle bir gece dahi olsa açıkta bırakılmamalıdır. Zararlı toprak içerisinde olduğu için kimyasal savaşımı oldukça zordur. Ancak zararlının bulunduğu ağaçlar belirlendikten sonra ağaç taç izdüşümü toprağın 30 cm derinliği ıslanacak şekilde nisan-mayıs ayları arasında bu zararlıya karşı ruhsatlı bir ilaç ile ilaçlama yapılır.

Meyve Ağacı Dip Kurtları 

Sert çekirdekli meyve ağaçlarında zararlı olan Dipkutları; Capnodis tenebrionis (L.) (Kiraz dipkurdu), C. carbonaria Klug. (Erik dipkurdu), C. porosa Klug. (Badem dipkurdu), C. tenebricosa (Küçük dipkurdu), Aurigena chlorana Lap.&Groy., Anthaxia nitidula (L.), Sphenoptera simulatrix Reit., ve Agrilus macroderus Ab.’dir. Capnodis erginleri yaklaşık 15-30 mm boylarında, mat siyah renkte ve üzerinde beyaz lekelenmeler vardır. Larvaların vücudu uzunca ve krem renginde, baş ve pronotum esmer renkte olup, gelişmesini tamamlamış larva 10 cm kadardır. Dipkurtları kışı ağaç kabukları altında, toprak çatlakları arasında, bitki atıkları altında ergin dönemde geçirirler ve ilkbaharda ortam sıcaklığının 25oC ’nin üzerine çıktığı mayıs-haziranda aktif olurlar. Ağustos başlarına kadar da doğada görülen erginler özellikle meyve ağaçlarının yaprakları, sürgünleri ve tomurcukları ile genellikle de sürgünlerin dala bağlanma yerlerinde iştahla beslenirler. Dişiler yumurtalarını ağaçların kök boğazı çevresine toprak keseklerinin arasına ya da ana gövdenin toprak ile birleştiği yerlere 2-3 aylık bir sürede ve tek tek olmak üzere ortalama 300 adet (en fazla 1200) bırakırlar. Yumurtalar neme hassas, sıcaklığa ve kuraklığa daha dayanıklı olup, bunlardan 15-20 gün sonra larvalar çıkar ve vücutları çok sık uzun kıllarla kaplı olduğu için hızla yılankavi hareket ederek hızla köklere ulaşırlar. Kök kabuğunu parçalayarak kabuğun altına yerleşerek, burada kambiyum tabakasını yiyerek beslenirler ve deri değiştirdikçe vücut kılları tamamen dökülür. Larvalar kökte uç kısımdan yukarıya doğru düzensiz, rasgele galeriler açarak genelde 30-45 cm kadarlık bir kısımda beslenerek gelişmesini yerine göre1-2 yılda tamamlar ve bir sonraki yılın ilkbahar aylarında kök boğazına yakın toprak yüzeyinde pupa olurlar. Bu pupalardan yaklaşık 30-40 gün sonra, mayıs-haziran aylarında yeni neslin erginleri çıkarlar ve kısa bir süre beslendikten sonra da kışlaklara çekilirler. Zararlı bölge ve iklim koşullarına göre bir veya iki yılda bir döl vermektedir. Erginlerin yaptığı yeme zararı önemli olmayıp, esas zararı bitkilerin köklerinde beslenen larvalar yapmaktadır. Ağaçların kök çevresinde beslenerek, bitkinin beslenme sistemini zarara uğratmaları nedeniyle özellikle fidan ve genç ağaçlarda aynı yıl içinde kurumalar görülür. Popülasyon yoğunluğunun yüksek olduğu durumlarda yetişkin ağaçlar bile 1-2 yıl içerisinde kurutabilirler. Başta kiraz ve vişne olmak üzere, kayısı, zerdali, erik, şeftali, badem ve idriste zararlıdırlar.

Mücadelesi; Zararlı daha çok bakımsız, su stresi çeken zayıf düşmüş ağaçlara saldırmaktadır. Bu nedenle ağaçların bakım işlemlerini zamanında ve gereğince yapmakta büyük yarar vardır. Yeni bahçe tesisinde yer, toprak ve çeşit seçiminde de dikkatli olmak gerekir. Ayrıca bahçedeki yabancı ot temizliği zamanında yapılarak erginlerin gizlenmesi engellenir, sabahın erken saatlerinde henüz uyuşuk olan erginler elle toplanarak imha edilebilir. Dişilerin yumurta bırakma döneminde 10 gün aralıklarla ağaçların kök boğazı çevresi 20 cm çapında (gövde ve toprak yüzeyi) olacak şekilde sert bir fırça ile fırçalanmalıdır. Zararlı ile ilaçlı savaşıma haziran-ağustos ayları arasında, yumurtaların kök boğazı çevresine konulduğu dönemlerde iki hafta aralıkla uygulanmalıdır. Bu zararlıya karşı ruhsatlı ilaçlardan birisi ile ağacın yerden 1 m yüksekliğe kadar olan gövde kısmı ile 1 m çapında kök boğazı çevresi sulama ve çapalamadan 1-2 gün sonra ve akşam saatlerinde yapılmalıdır.

Yazıcı Böcekler 

Sert çekirdekli meyve ağaçlarında zararlı olan Yazıcıböcekler; Scolytus rugulosus Ratz. (Kiraz yazıcıböceği) ve Scolytus amygdali Guer. (Badem yazıcıböceği)’dir. Kiraz yazıcıböceği erginleri kısa, tıknaz, dolgun yapılı, silindirik vücutlu ve parlak siyah renkte 2-3 mm boyunda olan bir böcektir. Kiraz yazıcıböceği kışı larva döneminde, kabuk altında açmış olduğu galerilerde geçirirler ve ilkbaharda hava sıcaklığı yükseldiğinde beslenmelerine devam ederek nisan başlarında pupa olurlar. Nisan sonlarında ergin çıkışları başlar ve dişiler bir taraftan dal ve gövdeler üzerinde 2-3 cm boyunda galeriler açarak içerisine 20-80 adet yumurta bırakırlar. Yumurtadan çıkan larvalar bulundukları yerden eğri büğrü 10-20 cm uzunluklarında farklı yönlere doğru galeriler açarak beslenirler. Bu larvalardan temmuz başlarında birinci dölün, eylül ortalarında da ikinci dölün erginleri görülür. Zararlı bölge ve iklim koşullarına göre yılda 1-3 döl verir. Kiraz yazıcıböceği özellikle bakımsız, sulama stresine girmiş ya da diğer hastalık ve zararlılar tarafından zayıf düşürülmüş olan ağaçlarda zararlı olmaktadır. Bu özelliği ile sekonder zararlılar grubunda gösterilmektedir. Bazı yıllarda zararlının popülasyon yoğunluğu çok yüksek seviyelere ulaşmaktadır. Böyle zamanlarda erginler özellikle fidanlara ve genç ağaçlara da saldırarak primer düzeyde çok ciddi zararlara neden olmaktadır. İlkbaharda meyve sürgünlerinin dip kısmından giren larvalar genç dalları uçtan itibaren kurutur. Bu şekilde zarara uğrayan ağaçlar ise en geç 2-3 yıl içerisinde tamamen kururlar. Polifag bir zararlı olup başta kiraz, vişne, idris, kayısı, zerdali, şeftali, badem, erik, elma, alıç, muşmula, armut ve ahlat olmak üzere tüm meyve ağaçlarında zarar yaparlar.

Mücadelesi; Bahçelerin bakımlı, sulamanın ve gübrelemenin zamanında ve usulüne uygun yapılması ile ağaçların sağlıklı yetiştirilmesi durumunda, bu zararlının zararından önemli ölçüde kaçınılmış olunur. Diğer taraftan budama artıkları bahçenin bir yerinde toplanıp erginlerin bunlara yumurta bırakması sağlanır ve bu dallarda ilk talaş akıntıları tespit edildiğinde de derhal yakılır. Bu işlem her dölün ergin çıkış zamanı olan nisan, temmuz ve haziran aylarında olmak üzere üç kez yapılmalıdır. Bu yöntem zararlı ile mücadeledeki en etkili savaş yöntemidir. Nisan, temmuz ve eylül ayında bahçeye kültürel önlem olarak konulan tuzak dallara ilk erginler geldiğinde bir ve iki hafta sonra da ikinci olmak üzere yılda toplam altı uygulama yapılır. Bu zararlıya karşı ruhsatlandırılmış bir ilaçla uygulama önerilir, ancak zararlı ile savaşımda kimyasal savaşım pek etkili değildir.

Şeftali Güvesi/Şeftali Filiz Güvesi 

Şeftali güvesi erginlerinin genel rengi koyu grimsi boz olup ön kanatlar üzerinde düzgün olmayan açık ve koyu kurşuni renklerde çizgiler ve lekeler vardır. Yumurtalar oval yapıda olup ilk bırakıldığında sarımsı renkte olup embriyonun olgunlaşması ile birlikte kahverengini alır. Gelişmesini tamamlamış olan larvanın boyu 10 mm civarındadır ve baş bölgesi siyah, vücut rengi genel olarak kırmızımsı kahverengi halka halka olup araları sarımsı beyazdır. Kışı şeftali ve kayısı ağaçlarının 1-2 yaşındaki ince dallarındaki çataklarda, dalların kabukları altında, gövdedeki yarık ve çatlaklar arasında gevşek bir kokon içerisinde ikinci larva döneminde geçirirler. İlkbaharda aktif olan larvalar kışlık yuvaları içerisinde bir ay kadar beslendikten sonra bölge koşullarına göre mart-nisan ayları arasında yuvalarını terk ederek ağaçların çiçek ve yaprak tomurcuklarında beslenirler. Tomurcuklar 5-10 cm boyunda sürgün olunca larvalar sürgünlerin uç kısımlarından girerek aşağıya doğru galeri açarak beslenmelerine devam ederler. Bu şekilde tek bir larva birçok meyve ve sürgün tomurcuğu ile bir sürgüne zarar verebilmektedir. Larvalar gelişmelerini bir ay içerisinde tamamladıktan sonra mayıs ayı başlarında, bulundukları yerin yakınındaki çatlak ve kabuk altı gibi yerlerde pupa olurlar. Pupalardan bir hafta içerisinde erginler çıkar ve yeni dölün dişileri yumurtalarını (6-133 adet) sürgünlere, yeni dallara, yaprak sapının dibine, yaprak alt yüzeyinde orta damar kenarlarına, zaman zaman meyveye veya meyve sapına tek tek ya da birkaçı bir arada olmak üzere gruplar halinde bırakırlar. Zararlı sert çekirdekli meyve ağaçlarının, özellikle şeftali ve nektarinin sürgünlerinde galeriler açarak kurumalarına ve özellikle kaysının da meyvelerinde ekonomik önemde zarara neden olurlar. Esas konukçusu şeftali olup kayısı, zerdali, nektarin, erik, kiraz, elma ve bademlerde de zararlıdır.

 

Mücadelesi; Zararlının larvasının bulunduğu sürgünler mayıs-ağustos ayları arasında tespit edilerek, larvalar pupa dönemine geçmeden kesilip imha edilmelidir. Ayrıca, ana dallar ve gövde üzerinden çıkan obur sürgünlerin temizliği düzenli olarak yapılmalı, yere dökülen kurtlu meyveler toplanıp yok edilmeli, paketleme evlerinin temizliğine dikkat edilmelidir. Şeftali güvesinin ülkemizde birçok doğal düşmanı tespit edilmiştir. Doğal dengenin bozulmadığı yerlerde zararlı üzerinde oldukça etkilidirler. Kimyasal mücadele uygulamalarında ise; Meyve ağaçlarında çiçeklenme zamanından itibaren ağaç başına 5 adet zarar görmüş sürgün tespit edildiğinde bu zararlıya karşı ruhsatlı bir ilaçla ilk döle karşı ilaçlı mücadeleye karar verilir. Ayrıca bölge koşullarına göre değişmekle birlikte mayıs-haziran aylarında meyvelerde ilk zarar belirtisi görüldüğünde ikinci ve 10-15 gün sonra da üçüncü bir uygulama önerilebilir. Son yıllarda feromon tuzakları ile ilk ergin çıkışı ve en yüksek ergin çıkışı ile gün derece hesaplamalarına göre ilaçlı mücadeleye karar verilmektedir. ayrıca feromon tuzaklarından yararlanılarak Biyoteknik mücadele uygulamalarında şaşırtma tekniği de başarıyla uygulanmaktadır.

Sert çekirdekli meyvelerde zararlı olan Lepidoptera takımına bağlı diğer önemli türler arasında; Küçük tomurcuk güvesi, Doğu (Şark) meyve güvesi, Erik iç kurdu, Yaprak yeşil tırtılı bulunmaktadır.

 

Kiraz Sineği 

 

Kiraz sineği erginleri 3-4 mm boylarında, siyah renkli bir sinektir. Erginlerin şeffaf kanatları üzerinde dikine üç uzun ve bir kısa, yay şeklinde lacivert-siyah bant bulunur. Thoraks parlak siyah renkte ve ucundaki sarı renkli scutellum, tanınmaları için karakteristiktir. Kiraz sineği kışı toprak içerisinde pupa döneminde geçirir. İlkbaharda aylık ortalama sıcaklık 15oC’ nin üzerine çıktığında, yerine göre mayısından itibaren erginler çıkmaya başlar ve temmuz sonuna kadar devam eder. Erginler 7-10 gün süresince taze kiraz sürgünlerindeki nektar ve çiçek polenleri ile beslenir. Dişiler yumurtalarını sarı olum dönemine gelmiş (meyvelere ben düşmesi) meyvelerin kabuğu altına tek tek bırakır ve başka dişilerin aynı meyveye yumurta bırakmaması için iz feromonu ile işaretlerler. Bir dişi yaklaşık olarak 50-100 kiraz meyvesine yumurta bırakır. Yumurtaların açılma süresi 5-10 gün sürer ve yumurtadan çıkan larvalar kiraz etiyle beslenerek çekirdek kenarına kadar gelir. Larvalar gelişmelerini 15-30 gün içerisinde tamamladıktan sonra meyveyi terk ederek toprağın 3 cm derinliğine iner ve pupa olurlar. Yılda 1 döl verirler. Kirazın renk değişim döneminde havalar aralıklı yağışlı, güneşli ve 20oC’ nin üzerinde sıcak geçerse ergin faaliyeti artar ve meyveler çok kurtlanır, diğer taraftan bu dönem çok yağışlı geçerse ve sıcaklık 15oC ’nin altına düşerse, sinek faaliyeti düşer ve kurtlanma olmaz. Zararlı erken olgunlaşan çeşitlerde zarar yapmazken orta ve geç olgunlaşan çeşitlerde çok zarar yapmaktadır. Kiraz sineği doğrudan meyvede zarar yaptığı için toleransı sıfır olan bir zararlıdır. Kirazın dışında vişne ve Lonicera spp.’de de zararlıdır.

 

Mücadelesi; Kiraz sineğine dayanıklı, genel olarak erken yetişen ve meyve eti sert olan çeşitler ile bahçe kurulmalıdır. Kışa girerken toprak işlemesi yapılmalı, ağaçlar üzerinde kurtlu meyve bırakılmamalı, yere dökülen kurtlu meyveler toplanıp imha edilmelidir. Bahçe içerisinde ve etrafında yabani kiraz, vişne ve Lonicera gibi konukçularının dikiminden kaçınılmalıdır. Kiraz sineği popülasyon yoğunluğunun orta ve düşük düzeyde olduğunda ağaç başına 4 adet yerden 2.5 m yüksekliğe sarı yapışkan tuzak asılır ve üzerlerine de birer adet amonyak kapsülü (Polimer matriks) yerleştirmek suretiyle kitlesel yakalama yapılabilir. Ayrıca son yıllarda ülkemizde uygulaması giderek yaygınlık kazanan besin çekici feromon tuzaklarla da kitlesel yakalama yapılabilir. Diğer taraftan kirazlara ben düştüğünde ya da feromon tuzaklarında ilk erginler görüldüğünde bu zararlıya ruhsatlı bir ilaç ile kimyasal mücadeleye karar verilir. Kiraz sineğine karşı kaplama ilaçlamada ilk ilaçlamayı takiben gerekirse iki hafta sonra ikinci bir uygulamada önerilebilir. Kısmi yem dal ilaçlaması da 100 L suya Malathion % 25 WP 400 g + Hidrolize protein 500 g olarak haftada bir olmak üzere 3-4 hafta süreyle önerilmektedir.

Bu familyaya bağlı Akdeniz meyvesineği, Ceratitis capitata Wied. kirazlarda bazı yıllarda zarar yapabilmektedir.

 

Kanadı Noktalı Sirkesineği 

Kanadı noktalı sirkesineği erkeklerin kanatlarında belirgin birer siyah nokta vardır ve ön bacaklarında iki sıra tarak şeklinde siyah çıkıntı bulunmaktadır. Dişilerin kanatlarında nokta şeklinde leke bulunmaz, ancak diğer Drosophila türlerinden testere benzeri dişli yapıda olan koyu renkteki ovipozitörü sayesinde kolayca ayırt edilirler.  Yumurta şeffaf olup üzerinde açık sarımsı lekelenmeler vardır ve ayrıca yumurtanın kaidesinde iki adet flament bulunur. Yumurta meyve içerisinde flamentler ise dışarıda kalmaktadır. Larvalar beyaz renkte olup, 3 dönem geçirir ve pupa olur. Pupalar kırmızımsı kahverenginde, uç kısımlarında parmak şeklinde bir yapıya benzeyen iki sap bulunur ve bu yapının uç kısmı da saçaklıdır.  D. suzukii kışı ergin dönemde ve korunaklı saklı yerlerde geçirir ancak, kışı ılıman olan bölgelerde ve uygun iklim koşullarında tüm yıl boyunca aktif olurlar. Sıcaklığın 10-30 0C ve oransal nemin % 60’ın üzerinde olduğu koşullar zararlının gelişmesi için uygun ortamlardır. İlkbahardan itibaren ortam sıcaklığı 100C’yi bulduğunda erginler aktif olmaya başlar ve dişiler olgunlaşmış meyveleri arayarak bunlar içerisine testere dişli ovipozitörlerini sokarak yumurtalarını tek tek bırakırlar. Bir dişi aynı meyveye birden fazla yumurta bıraktığı gibi, aynı meyveye diğer dişiler de yumurta bırakabilirler. Bir dişi ömrü boyunca ortalama 350 adet yumurta bırakır ve erginler 20-30 gün yaşarlar. Yumurtalardan 12-72 saat içerisinde larvalar çıkar ve meyvenin etli kısmı ile beslenirler. Burada 3-7 günde gelişmesini tamamlayan larvalar meyve içerisinde veya toprakta pupa olurlar. Bu pupalardan 7-14 gün sonra ergin çıkışları başlar ve böylece zararlı bir dölünü 10-24 gün gibi kısa bir sürede tamamlar. Bölge ve iklim koşullarına göre zararlı bir yılda 7-15 döl vermektedir. Toleransı sıfır olarak kabul edilen zararlının larva dönemleri meyve içinde beslenerek meyvenin çürümesine neden olurlar. Zararlının yumurta bıraktığı meyvelerde fungal ve bakteriyel enfeksiyonlar da meydana gelmektedir. Yurtdışında yapılan çalışmalarda Kanadı noktalı sirkesineği zararından dolayı yıllık ürün kaybının %80 civarında olduğu belirtilmektedir. D.suzukii genelde ince dokulu meyveleri tercih etmektedir. Bugüne kadar tespit edilen konukçuları arasında başta üzümsü meyvelerden çilek, ahududu, böğürtlen, üzüm, dut olmak üzere domates, kiraz, şeftali, nektarin, erik, kaysı, elma, armut, kivi, Trabzon hurması, incir ve yaban mersini bulunmaktadır.

Mücadelesi; Meyveler olgunlaştığında derhal hasada başlanmalı ve hasat süresi mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır. Hasattan sonra ağaç üzerinde ve altında meyve bırakılmamalı, toplanıp imha edilmelidir. Zararlı ile mücadeleye karar vermek amacıyla, ilkbaharda ortam sıcaklığı 10 0C’nin üzerine çıktığında üzerine 3 mm çapında 8-10 adet delik açılmış olan 0,5 litrelik şeffaf plastik kaplara 0,1 litre elma sirkesi konularak hazırlanan tuzaklar, meyve türüne göre olgunlaşma başlangıcından en az 1 ay önce 1-5 da bahçe için en az 2 adet olarak asılır. Tuzaklar her hafta düzenli olarak kontrol edilir, elma sirkesi eksildiğinde ilaveler yapılır ve eğer 1 adet bile ergin tuzağa düşmüşse zaman geçirmeden ilaçlı mücadeleye karar verilir. İlaçlama zamanı meyvelerin olgunlaşma dönemine denk geldiği için, son ilaçlama ile hasat arasında geçecek süreye azami ölçüde dikkat etmek gerekmektedir Ergin yoğunluğunun çok düşük olduğu bahçelerde tuzak sayısı artırılarak da zararlıyı kontrol altına almak mümkündür.

Erik Testereli Arısı 

Erik testereliarısı siyah renkte, kanat damarları açık sarımsı kahverenginde ve 3-4 mm boylarında olan bir arıcıktır. Larvalar krem beyaz renkte ve yalancı tırtıl tipindedir. Kışı toprağın 5-20 cm derinliğinde larva döneminde geçirirler. İlkbahar başlarında pupa dönemine geçen bireylerden eriklerde çiçek tomurcuklarının oluşum döneminde erginler çıkar. Erginler bir süre çiçeklerde polenlerle beslendikten sonra, yumurtalarını yine çiçeklerin çanak yaprakları altında açtıkları bir delikten içeriye bırakırlar. Her meyveye bir adet olmak üzere bir dişi yaklaşık olarak 70 adet yumurta koyar. Yumurtalardan 10-14 gün sonra larvalar çıkar ve doğruca çiçeklere yönelerek önce çiçek tablasında, sonra ise bezelye büyüklüğüne gelmiş çağla durumundaki erik meyvelerini delerek iç kısımlarını yerler. Larvalar bu şekilde çiçek de dâhil 7-8 meyvede beslendikten sonra gelişmesini tamamlayarak toprağa inerler. Erik testereliarısının zarar yaptığı bahçelerde mücadele yapılmazsa ürünün tamamı kaybedilir ve bu bahçelerde yoğun bir leş kokusu hissedilir.

 

Mücadelesi; Bu zararlının sorun olduğu bahçelerde kışa girmeden önce yapılacak olan bir toprak işlemesi, popülasyonlarını önemli ölçüde düşürmektedir. Zararlıya karşı en uygun ilaçlama zamanı yumurtaların tamamının açıldığı ve kısmen çiçek tablalarında zararlı larvalarının görüldüğü zamandır. Bu amaçla çiçeklerde yapılan sayımlarda %10 oranında bulaşma tespit edildiğinde çiçek dökümü tam beklenilmeden ilk ilaçlama ve gerek duyulursa 15 gün sonra da ikinci bir uygulama yapılmalıdır. Zararlıya karşı ruhsat almış ve Bal arılarına toksisitesi olmayan ilaçlar tercih edilmelidir.

 

Badem İç Kurdu 

 

Badem içkurdu erginlerinin vücutları simsiyah renkte olup, dış görünümleri ile kanatlı karıncalara benzerler. Yumurtalar beyaz renkte, oval yapıda olup iki küçük uzantıya sahiptir. Larvalar krem renginde ve bacaksız, pupalar serbest tipte olup başlangıçta beyaz, ergin çıkışına yakın ise simsiyah renkte olurlar. Kışı badem çekirdeğinin içerisinde olgun larva döneminde geçiren zararlı, ilkbahar başlarında ortam sıcaklığına ve bitkinin fenolojik durumuna göre pupa dönemine geçerler. Pupadan 3-7 hafta içerisinde ilk ergin çıkışları yerine göre değişmekle birlikte nisan ortası ile haziran başları arasında ve esas itibarı ile meyveler henüz çağla döneminde iken gerçekleşmektedir. İlk ergin çıkışını takiben genel olarak 10. ve 14. günler de en yüksek ergin çıkışları görülmektedir. Dişiler meyvenin çekirdek kabuğu sertleşmeden her bir çekirdek içerisine bir adet olmak üzere toplam 70 adet meyveye yumurta bırakırlar. Bu yumurtalardan 3-4 hafta sonra larvalar çıkar ve doğrudan meyvenin çekirdeği ile beslenirler. Çekirdeğin iç kısmı, sadece çekirdek kabuğu kalacak şekilde tamamen yerler. Zarar görmüş meyveler siyah bir renk alır ve mumyalaşarak ağaç üzerinde asılı kalır, kış ayları süresince de kolaylıkla dökülmezler. Bu tip meyveler ilkbahar başlarında kontrol edildiğinde kabuk üzerinde 2 mm çapında ergin çıkış delikleri rahatlıkla görülebilir. Kozmopolit bir tür olup badem yetiştirilen her yerde yaygındırlar ve özellikle iç badem yetiştiriciliğinde bademin ana zararlısıdır. Badem içkurdu, bademe özel bir zararlıdır ve yılda bir döl verirler.

 

Mücadelesi; Erkenci bademlerin orta ve geççilere göre hemen hemen hiç kurtlanmadığı bilinmektedir. Bu nedenle yeni bahçe tesis ederken zararlıya dayanıklı erkenci çeşitler tercih edilmelidir. Ayrıca zararlının sorun olduğu bahçelerde özellikle meyve hasadından sonra dalında kalan inatçı meyveler ile yere dökülenler ilkbahar başlarında toplanarak imha edilmelidir. Bu yöntem çoğu zaman tek başına etkili olabilmektedir. Diğer taraftan ilaçlı mücadeleye karar vermede; İlkbaharda badem ağaçları üzerinden toplanan kurtlu meyvelerin bir kısmı imha edilmeyip bahçe içerisinde erginlerin dışarı çıkamayacağı tel kafeslere konulur ve böylece günlük yapılan kontrollerle ilk ergin çıkışı belirlenir. İlk ergin çıkışına göre zararlıya karşı ruhsatlı ilaçlarla birinci ilaçlama hemen yapılır, meyve kabuğunun sertleşme durumuna ve çeşit farklılığına göre de ikinci ya da üçüncü ilaçlamalara karar verilir.

 

Badem Yaprak Arısı

 

Ergin koyu kahverenginde ve üzeri lekelidir. Yumurta yeşilimsi larvalar ise gri renklidir ve geliştikçe üzerlerinde siyahımsı noktalar meydana gelir. Olgunlaşan larvanın boyu 50 mm’dir. Sadece bademlerde beslenen Badem yaprak arısı, kışı toprakta bir kokon içerisinde, olgunlaşmış larva döneminde geçirir. Kışın sonunda pupa dönemine geçerler ve bu pupalardan erginler ilkbahar başlarında, badem ağaçlarında yapraklar henüz yeni yeni görülmeye başladığında çıkarlar. Erginler çıkıştan bir süre sonra çiftleşir ve yumurtalarını yaprakların üst epidermisinin hemen altına koyarlar. Bu yumurtalardan yaklaşık bir hafta sonra çıkan larvalar bulundukları yaprakları yemeye başlarlar. Larvalar bir ay süreyle yapraklarda oburca beslendikten sonra olgun larva döneminde kışlamak üzere toprağın 3-4 cm içerisine girerler. Yılda 1 döl verirler.

 

Mücadelesi; Sonbahar aylarında toprak işlemesi yapılarak kışlamaya geçen olgun larvaların bir kısmının ölmeleri sağlanabilir. Çoğu zaman popülasyonu ekonomik zarar eşiğinin üzerine çıkamaz, ancak popülasyon yoğunluğu yüksek ve ilaçlama zorunluluğu doğuyorsa bu zararlıya karşı ruhsatlı bir ilaç ile uygulama önerilir.

Önemli Nar Zararlıları ve Mücadele Yöntemleri

Harnup güvesi (Ectomyelois ceratoniae

Erginleri; 9,5×19 mm boyutunda ve gri küf rengindedir. Larva yaklaşık 15-18 mm boyunda, kirli beyaz-pembemsi renktedir. Zararlı, kışı genellikle depolarda, ağaç üzerinde kalmış veya yere dökülmüş meyveler ile kabuk altı veya çatlaklarda larva olarak geçirir. İlk ergin çıkışı nisan-haziran aylarında olur, ancak bu dönemde narlar henüz çiçekte olduğundan zararı söz konusu değildir. Yumurta, genellikle nar’ın meyve tacı (kaliks) veya stamenler üzerine tek tek bırakılır. Yumurtalarını genellikle temmuz ayından itibaren ben düşme dönemindeki narlara bırakır. Larva; önce kaliks, daha sonra ise meyve içinde beslenir. Zarar görmüş nar’ın kabuğunda benek şeklinde kahverengileşme görülür. Daha sonra bu leke büyüyerek kabukta çökme ve çatlama ile meyvede çürüme meydana getirir.

Harnup güvesi’nin mücadelesinde; vejatasyon süresince haftalık kontrollerle yere dökülen ve hasat sonrasında ağaç üzerinde kalmış narlar toplanmalıdır. Ayrıca, zararlının doğada birçok doğal düşmanı bulunmakta olup, öncelikle bu türlerin korunması ve etkinliklerinin arttırılması için; gelişi güzel ilaç uygulamalarından kaçınılmalı, çevre ve doğal düşmanlara etkisi düşük seçici ilaçlar kullanılmalıdır. Kimyasal mücadelesinde ise, narlar yaklaşık 3-5 cm çapına geldiğinde (haziran sonu-temmuz başı) ve bulaşıklık oranı da % 5 ve üzerinde ise ilaçlama önerilir. Gerek görüldüğünde ise, ilacın etki süresi dikkate alınarak uygulamalar tekrar edilir.

 

Portakal güvesi (Cryptoblabes gnidiella

Erginler; 7,2×12,6 mm boyutunda, grimsi kahverengindedir. Yumurtalar, genellikle meyve tacındaki stamenler ve meyve kabuğu ile meyveye yakın yaprak ve meyve sapına tek tek bırakılır. Larva yaklaşık 11-12 mm boyunda ve genellikle gri-kahverenginde olup, yan kısımlarında koyu renkli bantlar bulunur. Kışı, bitkinin korunaklı yerleri ile ağaç üzerinde kalmış ve yere dökülmüş meyvelerde larva halinde geçirir. İlk ergin çıkışı nisan ayında olur, ancak narlar henüz uygun fenolojik dönemde olmadığından zarar söz konusu değildir. Zararlı nar’ın çiçek, meyve kaliksi ve kabuğu, çekirdek ve yapraklarında beslenir. Ancak kaliks içi, meyvelerin birbirine veya yapraklara değdiği yerler ile çatlamış narları daha çok tercih eder. Portakal güvesi’nin zararı, genellikle Harnup güvesi ile karıştırılmaktadır.

Portakal güvesi’nin mücadelesi de Harnup güvesi ile benzerdir. Bunun için, haftalık kontrollerle yere dökülen ve hasat sonrasında ağaç üzerinde kalmış narlar toplanmalıdır. Ayrıca, zararlının doğada birçok doğal düşmanı bulunduğundan, öncelikle bu türlerin korunması ve etkinliklerinin arttırılması için; gelişi güzel ilaç uygulamalarından kaçınılmalı, çevre ve doğal düşmanlara etkisi düşük seçici ilaçlar kullanılmalıdır. Kimyasal mücadelesinde ise narların yaklaşık 3-5 cm çapında olduğu temmuz ayının ikinci yarısından itibaren kontroller yapılır ve % 5 ve üzeri bulaşıklık söz konusu ise ilaçlama önerilir. Gerek görüldüğünde ise, ilacın etki süresi dikkate alınarak uygulamalar tekrar edilir.

Akdeniz meyvesineği (Ceratitis capitata)

Sinekleri, 4,5-6 mm boyunda ve sarımsı kahverengindedir. Dişi bireyin abdomeni sonunda, iğne şeklinde bir yumurta bırakma borucuğu (ovipozitör) vardır. Larvası, kirli beyaz renkli ve bacaksızdır. Kışı, toprakta pupa veya ağaç üzerinde kalmış meyvelerde larva halinde geçirir. Yumurtalarını ben düşme dönemindeki meyvelere bırakır. Larvalar, meyvenin etli kısmında beslenir. Olgun larvalar toprağa iner ve genellikle 5-10 cm derinlikte pupa olur. Nar’ın iç kısmında beslenen larvalar; dış kabukta siyahlaşma, yumuşama ve çöküntü meydana getirir. Bir meyvede birden fazla larva bulunur ve bulaşık meyveler zamanından önce olgunlaşıp dökülerek çürür.

Zararlının mücadelesinde; hasat öncesi ve sonrası yere dökülmüş ve ağaç üzerinde kalmış narlar toplanarak imha edilmelidir. Kimyasal mücadelesinde ise en uygun ilaçlama zamanı; narlara tatlı suyun yürüdüğü veya renklenmenin başladığı ben düşme dönemidir (ağustos–eylül). Bunun için, bahçelere asılan feromon tuzaklarında ilk sinek yakalandıktan sonra meyvelerde vuruk kontrolleri yapılır. Kontrollerde vuruk saptandığında ilaçlamaya başlanır ve tuzaklarda sinek yakalanması devam ediyorsa, ilacın etki süresine göre hasada 10-15 gün kalana kadar ilaçlamaya devam edilir.

Nar yaprakbiti (Aphis punicae)

Erginleri 1,5-2 mm uzunluğunda olup, yeşil veya sarımsı yeşil renktedir. Nar’ın sürgün uçlarında, yaprak altlarında, çiçek ve meyvelerinde koloni halinde bulunurlar. İlk bireyler, mart ayı içerisinde görülür ve nisan-haziran aylarında yoğunluk artar. Ancak, haziran ayı ikinci yarısından itibaren artan doğal düşman popülasyonu ve yüksek sıcaklıklar nedeniyle yoğunlukları düşer. Temmuz ayından itibaren oluşan kanatlı formları diğer konukçularına göç eder. Ancak, nadiren de olsa ağustos sonlarına kadar nar bitkisinde görülürler. Zararlı daha çok sık dikim yapılmış, düzenli budaması yapılmayan, rutubet oranı yüksek ve yoğun ilaç kullanımı olan bahçelerde sorun olmaktadır. Nar’ın yaprak, sürgün, çiçek ve meyvelerinde bitki öz suyunu emerek beslenir. Beslenme sonucu bitkinin zayıf düşmesine, çiçek ve meyve dökümüne, yaprak ve meyvelerin deforme olmasına neden olur. Ayrıca, salgıladığı tatlımsı madde ile de fumajine neden olmaktadır.

Zararlının mücadelesinde bahçe tesisinde sık dikimden kaçınılmalı, aşırı sulama ve azotlu gübre uygulaması yapılmamalıdır. Bahçe içi ve çevresinde yabancıot temizliğine özen gösterilmeli ve ağaçlar her yıl düzenli budanarak bahçede iyi bir hava sirkülasyonu sağlanmalıdır. Zararlının doğal düşmanlarından; özellikle Coccinellidae, Syrphidae, Anthocoridae, Chrysopidae ve Aphidiidae familyalarına ait böceklerin farklı türleri oldukça etkili olup, doğada yoğun olarak bulunmaktadır. Bunun için zararlılara karşı kullanılan ilaç ve ilaçlama zamanlarını doğru saptayarak, mevcut doğal düşmanlar korunarak desteklenmelidir. Doğal düşman faaliyetinin yoğun olduğu dönemlerde, gelişi güzel ilaç uygulamalarından kaçınılmalıdır. Kimyasal mücadelesinde ise genel olarak ilkbaharda tek ilaçlama yeterli olup, tomurcuklar patladıktan sonra yeterli yoğunluk varsa ilaçlama önerilir.

Nar beyazsineği (Siphoninus phillyreae)

Erginleri; limon sarısı renkte ve 1-1,5 mm boyunda olup, genellikle tek tek bulunur ve bulundukları yaprak yüzeyi pudra şeklinde mumsu bir madde ile kaplıdır. Yumurtalarını yaprakların alt yüzüne yarım daire şeklinde bırakır. Larva ve pupa dönemi süresince bitki özsuyunu emmek için bitki dokusuna sokarak bulundukları yere sabitlenirler. Kışı, bitkilerin korunaklı yerlerinde ergin halde geçirir. İlk erginler, ilkbaharda yapraklar farekulağı kadarken ve 1. döl erginleri ise, hazirandan itibaren görülür. Daha çok sık dikim yapılmış, her yıl düzenli budaması yapılmayan, hava sirkülasyonu iyi olmayıp rutubet oranı yüksek olan ve gelişi güzel ilaç kullanımı nedeniyle doğal dengesi bozuk bahçelerde sorun olurlar. Yapraklarda küçülme, sararma, şekil bozukluğu ve dökülmeye neden olur. Ayrıca, salgıladıkları tatlımsı madde (fumajin) nedeniyle hasadı güçleştirmenin yanı sıra fotosentezi engelleyerek de, gelişim geriliği ile birlikte ürünün kalite ve pazar değerini düşürmektedir.

Zararlı ile mücadelede; bahçe tesis ederken öncelikli temiz fidan kullanılmalı ve sık dikim, aşırı sulama ile azotlu gübre uygulamalarından kaçınılmalıdır. Bahçe içi ve civarındaki yabancıot temizliğine özen gösterilmeli, ağaçlar her yıl budanarak bahçede iyi bir hava sirkülasyonu sağlanmalıdır. Doğal düşmanlarından; özellikle Chrysopidae, Coccinellidae ve Aphelinidae familyalarına ait böceklerin farklı türleri oldukça etkili olup, doğada yoğun olarak bulunmaktadır. Ancak, zararlılara karşı kullanılan ilaçlar ile uygulama dozu ve zamanı doğru saptanarak söz konusu doğal düşmanlar korunmalı ve gelişi güzel ilaç uygulamalarından kaçınılmalıdır. Kimyasal mücadelesinde ise özellikle alt dallardaki yaprakların alt yüzeyleri kontrol edilir. Yaprak başına 10 ve üzeri yumurta, larva ve pupa saptandığında ilaçlama önerilir (mayıs sonu-haziran başı) ve tek ilaçlama yeterlidir.

Turunçgil unlubiti (Planococcus citri)

Ergin dişilerde vücut uzunca oval, üzeri pudramsı beyaz tozla kaplıdır. Larva açık sarı renkli, üzerlerinde tozlu yapı bulunmaz ve çok hareketlidirler. Yaz başında çıkış yapan larvalar, beslenmek için nar’ın yaprak ve sürgünlerine göç eder. Yaz ortalarında ise, meyvelere geçerek kaliks, sap dibi ve 2-3 meyvenin birbirine temas ettiği yerlerde özsuyu emerek beslenir. Genellikle nemin yüksek olduğu bahçelerde zarar daha fazla olur. Kışı ergin dişi, yumurta ve larva döneminde; kabuk altı, gövde ve dallardaki çatlaklar ile kök boğazı civarında geçirir. Yoğun bulaşma olan bahçelerde, çiçek ve meyve dökümleri olur. Ayrıca, salgıladıkları tatlımsı madde ile fumajine neden olurlar.

Zararlının mücadelesinde; öncelikle drenajı bozuk, su tutan taban arazi ve gölgelik yerlerde bahçe tesis edilmemelidir. Bahçe tesis ederken, sık dikimden kaçınılmalı ve her yıl düzenli budama yaparak bahçede iyi bir hava sirkülasyonu sağlanmalıdır. Ayrıca, bahçedeki yabancıot temizliğine özen gösterilerek, erken dönemde birbirine değen meyveler seyreltilmelidir. Bahçede Unlubit bireyleri görüldüğünde, avcı böcek (Cryptolaemus montrouzieri) ve parazitoit (Leptomastix dactylopii) salımları yapılarak, zararlı baskı altına alınabilir. Ancak, bu türlerin korunması ve etkinliklerinin arttırılması için zararlılarla mücadelede gelişi güzel ilaç uygulamalarından kaçınılmalı ve spesifik ilaçlar kullanılmalıdır. Genel olarak Unlubit’e karşı kimyasal mücadele önerilmez, ancak zararlının sorun olduğu ve biyolojik mücadelenin de yapılmadığı bahçelerde; mayıs-haziran döneminde aktif larvalar henüz meyvelere göç etmeden bir ilaçlama önerilir. Unlubit mücadelesi için eşik, % 10 ve üzeri bulaşık bitkidir.

 

Ağaç sarıkurdu (Zeuzera pyrina)

Erginleri iri yapılı olup, beyaz renkli ve üzerinde koyu renkli benekler bulunur. Larva 50-60 mm boyunda, açık sarı renkli ve üzerinde lacivert noktacıklar vardır. İlk erginler, mayıs sonu-haziran başında görülür. Yumurtalarını haziran ortalarında ince dal, çatlak ve galerilere bırakır. İlkbaharda kışlaktan çıkan larva, önce ince dallarda beslenir ve daha sonra kalın dal ve gövdede galeriler açar. Kışı gövde ve kalın dallardaki galerilerde larva olarak geçirir. Larva narların odun kısmında beslenir, gövde ve dallarda galeriler açarak kurumalara yol açar. İletim demetlerinin tahrip edilmesi, zarar görmüş organın ölümüne neden olabilir. Larva giriş deliklerden özsu akışı tipik özelliğidir. Daha çok yaşlı, bakımsız, kıraç ve taban suyu yüksek bahçelerde sorun olmaktadır.

Zararlı ile mücadelede, öncelikle bahçe tesisinde arazi toprağının drenajı iyi olmalıdır. Bahçedeki ağaçlar sağlıklı bulundurulmalı ve her yıl düzenli budanarak, iyi bir hava cereyanı sağlanmalıdır. Gerek budama sırasında ve gerekse de yıl içindeki kontrollerde, bulaşık dallar kesilerek imha edilmelidir. Yoğunluğun düşük olduğu bahçelerde, galerilere çelik tel sokularak veya insektisit enjekte edilerek larvalar öldürülmelidir. Larva girişleri, genellikle temmuz-ağustos aylarında olur. Bu nedenle bulaşık bahçelerde haziran sonlarından başlanarak ilacın etki süresine göre 3-4 ilaçlama önerilir.

Sonuç olarak; Türkiye’de, özellikle son 10-15 yıldır artan iç ve dış pazar talebi nedeniyle her geçen gün yeni yeni kapama nar bahçesi tesis edilmektedir. Bu durum yetiştiricilik sorunlarının yanı sıra birçok bitki koruma sorununu da beraberinde getirmiştir. Bu sorunlarla birlikte, gelecekte de görülmesi muhtemel bitki sağlığı sorunlarına karşı insan ve çevre sağlığı ön planda tutularak, doğal dengeyi koruyucu ve destekleyici tarım tekniklerinden “Entegre mücadele ve Europgap uygulamaları” ile “Organik tarım” çalışmalarına büyük önem verilmelidir. Bu çalışmalar planlanırken de, agro-ekosistem daima bir bütün olarak ele alınmalı ve söz konusu üründeki önemli hastalık ve zararlılar hakkında yeterli bilgiye sahip olunmalıdır. Ayrıca, zamanında ve doğru uygulanan yetiştirme teknikleri yanında, bitki hastalık ve zararlılarına karşı da yoğun ilaç uygulamaları yerine doğru zamanda doğru tekniklerle çevre dostu bitki koruma ürünlerini kullanarak, ekosistemde var olan doğal dengenin korunması için çaba gösterilmelidir.

Sulama

Sulama İle Dondan Korunma

Mini Yağmurlamalar ile Dondan Korunma Yönteminde Dikkat Edilecek Hususlar 

Meteorolojik don olayı, hava sıcaklığının 0°C ve altına düştüğü zamanlarda oluşan bir olaydır. Tarımsal açıdan zamana bağlı don olayları, sonbahar, kış ve ilkbahar donları olarak sınıflandırılır.

Bir diğer önemli konu da, bitkiler tek ve çok yıllık olarak tanımlanır. Tek yıllık olan bitkiler daha çok sebze ve tarla bitkileri grubundan oluşur. Çok yıllık bitkiler ise genellikle ağaç gruplarını kapsar. Dolayısıyla, bitki gruplarına göre dondan zarar görme etkileri de farklı olmaktadır.

Bitkilere zarar verme yönünden en riskli-tehlikeli olan meteorolojik don, ilkbaharda olanlardır. Sonbaharda bitkiler aktif yaşamlarının son aşamasında olduğu için bu dönemde meydana gelen don olayları bitkilere çok zarar vermezler. Genellikle bitkiler kış döneminde uykuda oldukları için aşırı donlar dışında çok zarar verici olmaz.

Donun oluş şekli, hızı, şiddeti ve süresine bağlı olarak verdiği zararlarda çok farklı olabilmektedir. Tarımsal açıdan, orta veya şiddetli donların verdiği zarar bazı bitkilerde sadece o yılın ürününü değil gelecek yılın ürün gözlerini de etkileyerek zararın şiddetini katlamaktadır.

Bu denli önemli sorunlara yol açan don olayının zarar vermemesi veya etkisinin azaltılması amacıyla çok çeşitli önlemler alınmaktadır. Söz konusu önlemler, Pasif ve Aktif olmak üzere iki temel gruba ayrılır. Aktif yöntemler içerisinde, bitki yeşil aksamı üzerine su püskürtülmesi en etkili yöntemlerden birisidir. Bu yöntemin uygulamasıyla ilgili ana konular bu yazıda açıklanacaktır.

Yağmurlama ile dondan korunmada temel prensipler nelerdir?

Değinilen temel prensipler üç ana grupta toplanır:

– Su donarken bir miktar gizli ısı açığa çıkar. Bu ısının, bitki sıcaklığının donma derecesinin altına düşmesinde koruyucu etkisi vardır,

– Sıcaklık yavaş yavaş 0°C’nin altına düştüğü zaman birçok bitki donun verdiği zarardan çok olumsuz etkilenmez. Çünkü bitki dokularının içerisindeki suların donma derecesi suyun donma derecesinden daha düşüktür.

– Bitki çevresindeki hava sıcaklığı 0°C’nin üzerine çıkıncaya ve bitki üzerinde oluşan buzlar eriyinceye kadar yağmurlama sulamaya devam edilmelidir.

 

Tüm alan aynı anda sulanacak alt yapıya sahip olmalıdır 

Sulama sistemlerinin projelendirilmesinde özellikle kullanılabilecek su debisine ve günlük sulama süresine bağlı olarak tüm alan aynı anda tek defada sulanabileceği gibi, çok sayıda gruplara ayrılabilir. Tüm alanın tek defada sulanması durumu alt yapının büyük olmasına neden olur, dolayısıyla ilk yatırım maliyeti yüksek, işletme masrafı düşüktür. Tüm alanın birkaç defada sulanması durumunda, ana borular daha küçük çaplı, dolayısıyla ilk yatırım değerleri daha düşük ama işletme masrafları daha yüksektir. Ancak, konu dondan korunma olunca tüm alan aynı anda ve aynı şekilde sulanmalıdır. Böylesi bir durumda, tüm proje alanında yüksek boru çapları ortaya çıkar, buna bağlı olarak sulama filtresi ve pompasının kapasiteleri de çok büyük çıkar. Bu koşullarda sulama sisteminin maliyeti de yükselecektir. Ancak, don olayı ile kaybedilenlerin değeri çok daha pahalı olduğu için özellikle ekonomik değeri yüksek bitkilerin üretildiği bahçelerde işletme sahipleri dondan korunma önlemlerini almak ve o yatırım bedelini göze almak zorundadır.

 

Yağmurlama ile dondan korunmada enerji kaynağının sürekliliği önemlidir

Basınçlı sulama sistemlerinin su kaynağından sonraki ilk unsuru sulama pompasıdır. Pompa varsa güç kaynağının da olması gereklidir. Arazinin topoğrafyasından kaynaklanan kot farklarının basınçlı sulama sistemlerinin çalışmasına yeterli gelmediği koşullarda başka bir güç kaynağına ihtiyaç vardır. Güç kaynağı olarak genellikle genel elektrik şebekesinden yararlanılmaktadır. En pratik, en kolay ulaşılabilir, temiz ve ekonomik olan enerji kaynağı da elektriktir. Dolayısıyla, elektrik enerjisinin olmaması pompanın, buna bağlı olarak sulama sisteminin çalışmamasına neden olmaktadır. Açıklanan nedenle, dondan korunma için sulama sisteminin kullanıldığı koşullarda sistemin elektrik olmamasına karşılık güvenceye alınması için bir jeneratöre gereksinim vardır. Jeneratörlerin kapasitelendirilmesinde, kullanılacak pompa güçleri yanında diğer alet ve ekipmanlara dayalı olarak bir güç hesabı yapılır

Son yıllarda elektrik enerjisine alternatif,  güneş enerjisi, rüzgâr pervaneleri sistemleri geliştirilmektedir. Hatta bazı yerlerde güneş veya rüzgâr santralleri kurulmaktadır.  Doğal olarak her sistemin kendine has özelliklerinden dolayı olumlu ve olumsuzlukları da bulunmaktadır. Bu konuların iyi analiz edilerek değerlendirilmesi gerekmektedir. Hangi enerji kaynağı kullanılacak olursa olsun, bu sistemlerin etüt, analiz, projelenmesi ve uygulanmasında uzman kişi veya şirketlerden destek alınmalıdır.

Sistemin aynı anda devreye girmesi için otomasyon sistemi kurulmalıdır

Tüm dünyada kontrol sistemlerinde kişilere bağımlılıktan kaçınma, dolayısıyla otomasyon oluşturma eğilimi vardır. Bu konu sulama sistemlerinin kontrolünde de yerini almaya başlamıştır. Damla sulamada, her sulama parseline yerleştirilen vanalar, merkezi bir yerden kontrol edilerek kullanılmaya başlanmıştır. Benzer uygulamalar, basınçlı sulama sistemlerinin hepsinde kullanılabilir. Bu sistemler kablolu veya radyo frekanslı sistemler olarak tesis edilebilmektedir.

Dondan korunma sistemleri genellikle sadece sıcaklık verisine dayalı olarak çalışmaktadır. Dolayısıyla, dondan korunma sistemlerinde sıcaklık ölçen sensörlere bağlı olarak sistemdeki tüm vanaları açan, pompayı çalıştıran kontrol sistemlerine sahip sulama sistemlerinin kurulması gerekmektedir. Özellikle, büyük alanlara sahip işletmelerde otomasyonun olmaması durumunda, her parsel vanalarını bahçeyi gezerek tek tek el ile açmak hem çok zaman alıcı hem de risklidir. Öyle ki, don olayının çok hızlı gelişmesi durumunda vanaların da çok hızlı bir şekilde açılarak devreye girmesi gereklidir. Bu bağlamda, dondan koruma amaçlı sulama sistemlerinde otomasyon sistemlerinin olması önemli bir konudur.

 

Sistemin çalıştırılmasına ne zaman başlamalı ve ne zaman bitirilmelidir?

Dondan korunmada sulama sisteminin genel kuralı, hava sıcaklığının 0º C ‘ye inmeden, genelde de sıfırın üstünde 1 veya 2 ºC değerine düştüğünde sulama sisteminin çalışması gereklidir. Sıcaklık, sıfırın üzerine çıkıncaya kadar sulamaya devam edilir. Dolayısıyla, su kaynağının buna yeterli olması da gerekmektedir.

Su kaynağına ilişkin alınacak önlemler

Su,  yeraltı veya yerüstü su kaynaklarından sağlanmaktadır. Genellikle, su kaynağının kökeninden çok su miktarının yeterliliği ve kalitesinin uygunluğu önemlidir. Dondan korunma sırasında su kaynağının suyu bitmemelidir, ihtiyacı karşılayacak kapasitede olmalıdır. Su içerisindeki erimiş süspanse maddeler ne ölçüde fazla ise suyun donması o ölçüde zorlaşmaktadır. Ancak, bu konuyla ilgili pratik önlem alınması pek mümkün değildir.

Su kaynağının türüne bağlı olarak alınacak başlıca önlem, suyun filtre edilmesidir. Dondan korunmada kullanılan mini sprinklerin meme çapları çok küçük ölçülerdedir. Buna bağlı olarak, sulama suyu içerisinde memeleri tıkayabilecek silt veya başka pislikler sistemin çalışmasını engelleyebilir. Böylesi durumlarda, bahçe içerisinde yağmurlama başlıklarının çalışmadığı yerlerde donma olayları gerçekleşebilir.

Her sulama sistemi her donda başarılı şekilde koruma yapamaz

Şiddet yönünden de meteorolojik don olayı; hafif, orta, şiddetli ve çok şiddetli donlar şeklinde sınıflandırılır. Dondan korunma amaçlı sulama sistemi projeleri hazırlarken o yere ilişkin uzun yıllık meteorolojik değerler incelenmeli, iyi analiz edilmelidir. Dolayısıyla, hangi sıcaklık değerlerinde hangi uygulama hızı ile sulama yapılması gerektiği bilinmelidir. Buna bağlı olarak da sulama sisteminin kapasitelendirilmesi yapılmalıdır. Minimum hava sıcaklığı ve su uygulama hızına ilişkin bir çizelge aşağıda verilmiştir.

Yaprağını Döken Bitkilerde Önerilen Minimum Uygulama Hızı

Minimum Hava Sıcaklığı,  ºC -3.3 to-3.9 -4.4 to -5.0 -5.3 to -5.8 -5.8 to -6.7 -6.9 to -7.8
Sulama Sistemi Uygulama Hızı, mm/h 2.5 3.0 3.8 4.6 6.4

 

Dondan korunmada kullanılacak yağmurlama başlıklarının özellikleri

Bu amaçla kullanılacak yağmurlama başlıklarının çalışma basıncı, bir saate verdiği su miktarı(debisi), meme çapları, su fırlatma mesafeleri, suyu dairesel veya çizgi şeklinde verme özelliği gibi çok sayıda faktör bulunmaktadır. Dondan korunma amaçlı sulama sistemlerinde aynı anda sulama yapıldığı ve saatlerce devam eden sulamadan dolayı büyük hacimli su miktarları gerekmektedir. Buna bağlı olarak, son yıllarda dairesel hareketli yağmurlama başlıkları yanında sadece bitki üzerine veren(bitkilerin sıra aralarında kalan çıplak alana su vermeyen) yağmurlama başlıkları geliştirilmektedir. Böylece, kullanılacak su miktarında önemli tasarruflar sağlanmaktadır. Hatta, yağmurlama başlıklarının altına yerleştirilen bir sistemle suyu bir süre verip bir süre kesen mekanizmalar geliştirilmiştir. Buna bağlı olarak su ihtiyaçları daha da azaltılabilmektedir.

 

Sonuç

İlkbahar geç donları bir yıllık emeği, ürünü bir gecede, birkaç saatte yok edebilme özelliğine sahiptir. Böylesi ciddi bir soruna karşı alınacak çok sayıda önlem vardır. Bu yöntemlerin tümünün kendilerine göre olumlu ve olumsuzlukları bulunmaktadır. Okuduğunuz yazıda, dondan korunma amaçlı yağmurlama, özellikle de mini yağmurlama sistemine ilişkin bilgiler verilmiştir. Dondan korunmada yağmurlama sistemlerinin sonuçlarından bazı fotoğraflar yazı içerisinde verilmiştir.

Dondan korunmada kullanılacak sulama sistemlerine ilişkin özellikler bu yazı kapsamında ana hatlarıyla açıklanmış olsa bile sistemin analizinden, kapasitelendirilmesine, projelendirilmesinden projenin uygulama aşamasına ve sistemin işletilmesi sırasında dikkate alınacak çok sayıda kritik nokta ve hassasiyet gerektiren çok konu bulunmaktadır.

Her konuda olduğu gibi büyük yatırımlar gerektiren bu tür sistemler kurulurken konu uzmanı kişi veya kurumlardan destek alınmalıdır.

Gübreleme

Elma Yetiştiriciliğinde Gübreleme

2017 yılı verilerine göre Türkiye’ de meyve veren elma ağacı sayısı 55.771.000 adet, meyve vermeyen ağaç sayısı ise 18.952.000 adete ulaşmıştır. Tüm bu ağaçlardan elde edilen meyve miktarı ise 3.032.164 ton olmuştur (TUİK, 2019). Gelişme dönemi elmada besin maddesi alınım hızlarını ve dolayısıyla kullanılacak gübrelerin çeşidini, gübreleme zamanını ve gübre miktarını da etkilemektedir. Bu yazıda yer alan gübreleme önerilerinde, ortalama verim ve bitkilerin kaldırdığı besin maddesi miktarları dikkate alınmış ve gübrelemeye bağlı olarak verim ve ürün kalitesinin nasıl etkilendiği ve üreticilere pratik olarak fikir vermek amacıyla yazılmıştır. Üreticilerin bir bitkiyi yetiştirmeden ve gübrelemeden önce mutlaka, yetiştiricilik yapılacak toprağı ve o bitkiyi yetiştirmede kullanacakları gübre kaynaklarını belirlemeleri, başarılı üretim yapmalarını sağlayacaktır. Damla sulama yöntemi ile sulanan yerlerde bu yönteme uygun verilebilecek gübre formları kullanılmalıdır.

 

Toprak Özellikleri

 

Ülkemizde elma ağaçları, 6.0 – 7.0 pH değerine sahip topraklarda ve bölgelerde yetiştirilmektedir. Ancak elma yetiştiriciliğinde optimum pH değeri 6.5 – 7.0 dir ve bu pH’ larda iyi bir gelişim gösterir. Bu bitki genel olarak havalanma oranı yüksek, taban suyu yüksek olmayan ve organik maddece zengin toprakları tercih etmektedir.  Kumlu-tın, milli-tın veya tın bünyeli, derin yapılı, drenajı iyi, taban suyu sorunu olmayan, iyi havalanan, su tutma kapasitesi yüksek ve organik maddece zengin, toprakları sever. Kiraz yetiştiriciliğinde, pH’ nın 7.5 in üzerinde olması (alkali) durumunda toprak bünyesine göre çok ince öğütülmüş toz kükürt (ağaç başına 2-3 kg )’ ün tomurcuk faaliyeti başlamadan 2 ay kadar önce toprağa verilip, toprağın 20 – 25 cm. derinliğine karıştırılmalıdır. Toz kükürdün serpme yöntem ile tüm alan verilmesinde kükürdün hafif olması nedeni ile uçuşma meydana gelir. Bunun için hafif rutubetli toprak veya ince elenmiş hayvan gübresi ile kükürt karıştırılır ve bu şekilde serpilerek toprağa verilir. Bant usulü uygulamada ise fidan dikimi yapılacak sıralara 2–3 m genişlikte (bitki köklerinin yayılacağı bölgeye) uygulama yapılmalıdır. Kükürt uygulamasının tekrarı su kalitesine bağlı olarak 6–10 yılda bir tekrarlanabilir. Tam verim çağında olan meyve ağaçlarına bant usulü tavsiye edilen dekara kükürt miktarı dekardaki ağaç adedine bölünerek uygulanır. Birkaç yaşındaki fidanlara ise bant usulü için tavsiye edilen miktarlar 2–3 yıla bölünerek uygulanmalıdır.

pH değerinin 6.5 in altında olması durumunda toprağa kireç uygulaması yapılmaktadır ki bu elma için son derece önemlidir. Kireçleme materyali, toprağın pH değerini yükseltmesi için tüm alana serpme veya bant usulü uygulama miktarı dikkate alınarak uygulama yapılmalıdır. Tam verim çağında ve birkaç yaşındaki fidanlara ise bant usulü uygulanmalıdır. Kireç uygulamaları verim çağındaki meyve ağaçlarında göz kabarmasından 2–3 ay önce (sonbaharda), yeni fidan dikiminde ise, fidan dikiminden 2–3 ay önce uygulanmalıdır. Toprağın pH değeri 6,5’ in üzerinde ise kireçleme yapılmaz.

 

Fidan Gübrelemesi

 

Meyve bahçesi tesisinde, toprakta 1-1.5 m. derinliğe kadar profil açılması (30-40 dekara kadar bir profil) ve toprağın farklı derinliklerinden toprak örneği alıp analiz yapılması gerekmektedir. Bunun nedeni; meyve ağaçlarının ilerleyen yıllarında, verim ve kaliteyi olumsuz yönde etkileyebilecek ve ortaya çıkabilecek element noksanlıklarını önceden bilerek gerekli önlemleri almaktır.

Toprağın bünyesi tesis gübrelemesi bakımından, fidan dikim çukurlarına verilmesi gereken potasyum, magnezyum ve çinko üzerine etkilidir. Kumsal yapıya sahip toprakların potasyum ve magnezyum bakımından fakir durumda olmasına karşılık, killi topraklar bu besinlerce zengin ve yeterli durumdadır. Bu nedenle tesis gübrelemesi olarak kumsal topraklarda potasyumlu ve magnezyumlu gübreler fidan dikim öncesi tüm alana veya fidan dikim çukurlarına verilmelidir. Bunun yanında ülkemizde yapılmış çalışmalara göre topraklarımızın büyük çoğunluğunun çinko bakımından yetersiz olması nedeni ile yeni tesis meyve bahçelerinde çinkolu gübre kullanılması gerekir. Toprağın organik madde miktarı az ise verim yaşına kadar sıra aralarında yeşil gübre bitkisi yetiştirerek yeşil gübreleme yapılması tavsiye edilir. Tüm alana tesis gübrelemesi yapılmamış ise, aşılandığı anaca uygun olarak belirlenen dikim mesafesi aralığında 50 – 60 cm çapında ve derinlikte açılan dikim çukurunun alt kısmından çıkan toprak ayrı yere, üst kısımdan çıkan toprak ayrı yere koyulur. Üsten çıkarılan toprak 1/3 oranında iyi yanmış hayvan gübresi ile karıştırılır, toprak biraz ağır bünyeli ise 1/3 oranında dere kumu ilave edilerek toprak + hayvan gübresi + dere kumu karışımına fidan başına 100 – 150 g DAP veya Triple Süper Fosfat + 100 ‐ 150 g Potasyum Sülfat + 5 – 10 g Çinko Sülfat (bir yemek kaşığı) ilave edilip karıştırılır. Bu gübreli toprak fidan dikim çukurunun dip kısmına konularak fidan dikimi yapılır. Alttan çıkan toprak, çukurun üst kısmına konulur ve sulama çanağı yapılır. Daha sonra sulama yöntemine (damla-tava) ve fidan yaşına göre gübre uygulaması yapılır. Sulama sistemi damla sulama (damla sulama + mini sprink) olan bahçelerde ise fidanlara bir yılda verilecek azotlu gübrenin % 20-30’u, fosforlu gübrenin % 50-60’ı ve potasyumlu gübrenin % 40-50’si Ocak-Şubat ayında topraktan taban gübre olarak verilmelidir. Gübrenin geriye kalan kısmı damla sulama ile birlikte (damla sulamaya uygun gübreler formunda) verilmelidir.

 

Çizelge 1. Fidan Gübrelemesi

 

Gübreleme Zamanı Gübre Cinsi g gübre / fidan yaşı (c)
1 2 3 4
Taban Gübre 10.20.20 + Zn 150 – 200 300 – 400 450 – 600 600 – 800
15.15.15 + Zn 200 – 300 400 – 600 600 – 800 800 – 1000
Meyve Tutumu a % 26 N CAN

ve

Potasyum Sülfat (b)

150 – 200

100 – 150

100

200 – 250

150

250 – 300

200

Meyve İrileşme (a) % 26 N CAN 100 – 150 150 – 200 250 – 300

    a: Sulama öncesi uygulanmalıdır.

b: Potasyum Sülfat yerine Potasyum Nitrat kullanılabilir.

c: Verime yatmış ise alınacak verime göre gübreleme yapılmalıdır.

 

Verim Gübrelemesi:

 

Elma Bitkisinin topraktan kaldırdığı besin elementi miktarları Çizelge 2’ de verilmiştir:

 

Çizelge 2. Elma ağaçlarında topraktan kaldırılan besin elementi miktarları

 

Besin elementi  N P2O5 K2O CaO MgO
Her 1 ton meyve verimi için kaldırılan miktar (kg) 0.9 0.6 1.9 1.6 0.2
Diğer (Yaprak, Dökülen Meyve, Çiçek Dökümü, Budama) 1.6 0.4 1.9 3.6 0.8
TOPLAM 2.5 1.0 3.8 5.2 1.0

 

Klasik Sulama ile Gübreleme:

 

Verim (kg/ağaç)

kg gübre / ağaç (a)

gram gübre / ağaç

Taban Gübreleme

1. Üst Gübreleme (b)
2. Üst Gübreleme
10.20.20 + Zn

veya

20.20.0 + 30 (SO3) + Zn

15.15.15 +

20 (SO3) + Zn

20.32.0 +

15 (SO3) + Zn

% 26 N CAN % 26 N CAN
50 – 100 1.5 2.0 1.0 300 (200) 250
100 – 150 1.8 2.4 1.2 400 (250) 300
150 – 200 2.1 2.8 1.4 500 (300) 400
200 – 250 2.4 3.2 1.6 600 (350) 450
250 + 2.7 3.6 1.8 800 (400) 500

a: Gübre miktarları ağaç başına olup, Taban gübreleme göz kabarması öncesi, 1. Üst gübreleme büyük ağaçlarda meyve tutumunda, 2. Üst gübreleme meyve irileşmesi – renk dönümü öncesi uygulanmalıdır ve sonrasında sulama yapılması önerilmektedir.

b: Parantez ( ) içerisindeki miktarlar Kalsiyum Nitrat (% 15.5 N + % 26 CaO) gübresidir. Kullanılması durumunda aynı miktarda CAN gübresini azaltarak uygulayınız.

 

Damla Sulama ile Gübreleme:

 

Taban Gübreleme:

 

Gübre önerisi dekardan 4 – 5 ton meyve (verim) alma durumuna göre yapılmıştır. Her bir ton fazla ürün için gübre miktarını % 15 arttırarak veya her bir ton daha az ürün için % 15 azaltarak uygulayınız.

 

Dekara 30 kg 10.20.20 + Zn veya 20.20.0 + 30 (SO3) + Zn, 40 kg 15.15.15 + 20 (SO3) + Zn veya 20 kg 20.32.0 + 15 (SO3) + Zn gübrelerinden birini tercih ediniz ve damla sulama borularının geçtiği kısma verip kökleri kesmeyecek şekilde toprağa karıştırınız.

 

Damla Gübreleme:

 

Gelişme Dönemi kg gübre / dekar /dönem
ÜRE Amonyum Sülfat MAP Potasyum Nitrat MKP
Çiçeklenme –

Meyve Tutumu

2 1 3 3
Meyve Tutumu –

Meyve İrileşmesi

3.0 3 5 4
Meyve İrileşmesi –

Renk Dönümü Başlangıcı

2.5 2.5 2 5
Renk Dönümü Başlangıcı –

Hasat

1.5 3
Hasat Sonu –

Yaprak Dökümünden 1 ay önce

5
Toplam 8 8 10 15 5

 

Önemli Notlar:

 

    • Elma meyvelerinde depolamada kalsiyum eksikliği belirtisi olan “acı benek” lekeleri görülüyorsa birinci üst gübreleme % 26 N CAN gübresi yerine, CAN gübre miktarı kadar % 15.5 N + % 26 CaO içeren “Kalsiyum Nitrat = Ca(NO3)2 . 2H2O” gübresini tercih ediniz. Bu gübre Amonyum Sülfat (AS), MAP ve MKP gübresi ile birlikte kesinlikle kullanılmaz. Ayrı gün veya saatte uygulanır.

 

  • Bitkiler tarafından Nitrat (NO3) ve Amonyum (NH4) alımı ortam pH’ sı ile ilgilidir. Nötr ya da nötre yakın pH’ larda Amonyum (NH4) alımı yüksek olup pH asit yöne doğru gittikçe azalır. Buna karşın Nitrat (NO3) asit pH’ larda daha fazla ve daha hızlı alınır. Katyon alımı, düşük toprak pH’ sında (yüksek H+ konsantrasyonunda) yüksek pH’ lara göre daha az olmakta ve düşük pH değerlerinde öteki katyonlara göre Ca+2 alımı göreceli olarak daha az gerçekleşmektedir. Kalsiyuma göre Amonyum (NH4+) daha fazla alınmakta ve bitki gelişmesi olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu nedenle özellikle “Acı Benek” görülen elma bahçelerinde kesinlikle Amonyum Sülfat (Şeker gübre) gübresi kullanılmamalıdır.

 

  • Toprak potasyum bakımından çok zengin ise 20.20.0 + 30 (SO3) + Zn veya 20.32.0 + 15 (SO3) + Zn gübrelerinden birini tercih ediniz.
  • Birinci üst gübrelemeyi sulama öncesi meyve tutum döneminde, ikinci üst gübrelemeyi meyve irileşme döneminde (renk dönümü başlangıcından önce) uygulayınız ve sulama yapınız.
  • Damla sulama ile yapılan gübreleme de döneme göre ya da aylara önerilen gübre miktarları, o dönem içinde yapılacak sulama adedine bölünerek uygulanmalıdır.
  • Toprak analizine bağlı olarak Kalsiyum Nitrat kullanımı durumunda bu gübreyi ayrı gün veya ayrı saatte yapınız. Fosforlu ve sülfatlı gübrelerle karıştırmayınız.
  • Son hasattan önceki son sulamalarda gübre verilmemesi tavsiye edilir.
  • Sürgün ucundaki yapraklarda sararmalar görülüyorsa sonbaharda ağaç başına 50-60 gr. % 6 Fe EDDHA damla borularının geçtiği kısma taban gübre ile birlikte veya damla sulama sisteminden sulama ile verilir.
  • Toprak potasyum bakımından çok zengin ise NP’ li (20.32.0, DAP, 20.20.0 v.b.) gübreler tercih edilmelidir.
  • Yapılan çalışmalara göre bitkiler verilen fosforun % 10-30’ un dan faydalanılır. Geri kalan % 70-90’ ı toprakta fikse edilir. Toprak pH’ sı ve kireç içeriği yüksek olan topraklarda fosforlu gübreler bant halinde uygulanarak fiksasyon (tutulma=yarayışlı halden çıkma) miktarının azaltılması sağlanmalıdır.

 

Yapraktan Gübreleme:

 

Meyve Tutumu (Silkme) Tamamlanınca:

 

100 litre suda 0.5 kg Potasyum Nitrat + 500 gr MAP + 100 gr Zn – EDTA (veya Çinko Sülfat) + 500 gr düşük biüretli üre + yayıcı – yapıştırıcı karıştırılarak bitkiye püskürtme şeklinde uygulanır.

 

Meyve İrileşme Döneminde:

 

100 litre suda 1 kg Potasyum Nitrat + 500 gr düşük biüretli üre + 100 gr Zn – EDTA (veya Çinko Sülfat) + yayıcı – yapıştırıcı karıştırılarak bitkiye püskürtme şeklinde uygulanır.

 

Renk Dönümü Başlangıcında

100 litre suya 1 kg Potasyum Nitrat + 500 gr düşük biüretli üre + 100 gr Zn – EDTA (veya Çinko Sülfat) + yayıcı – yapıştırıcı karıştırılarak bitkiye püskürtme şeklinde uygulanır.

 

Dikkat !!!

  • Elma meyvelerinde hasada yakın dönemde özellikle kalsiyum noksanlığı söz konusu ise ve siyah-kahverengi noktalar meydana geliyorsa 100 litre suda 500 – 750 gr Kalsiyum Nitrat eritilerek meyve tutumundan sonra 10 – 15 gün ara ile 2-3 defa uygulanır. Kalsiyum Nitrat ilaçla birlikte veya fosforlu ve sülfatlı gübrelerle birlikte kesinlikle uygulanmaz.

Sert Çekirdekli Meyvelerde Gübreleme

Kültüre alınmış meyve ağacı türlerinin tamamında olduğu gibi, sert çekirdekli meyvelerin gübrelemesinde de bahçenin tesisi sırasında gerçekleştirilen tesis gübrelemesi, ağaçlar tam verime yatana kadar yapılan fidan gübrelemesi, ağaçlar tam verime yattıktan sonra uygulanan verim gübrelemesi gibi farklı gübreleme uygulamaları mevcuttur. Bu nedenle, bu üç bitki besleme faaliyetini ayrı ayrı değerlendirmek ve söz konusu bu dönemlerde yapılacak uygulamaları, ağaçların içinde bulundukları döneme göre seçmek oldukça önemlidir. Ayrıca, özellikle hem meyve tutumu ve kalitesini artırmak hem de oluşabilecek kalsiyum, demir noksanlığı gibi sorunları ortadan kaldırmak için yapraktan gübrelemeye ihtiyaç duyulabilir. Bu nedenle hem genel amaçlı hem de kalsiyum ve demir noksanlıkları gibi spesifik sorunları ortadan kaldıracak yaprak uygulamaları ile ilgili bilgilere sahip olunması da oldukça önemlidir.

Bilindiği üzere, yetiştirilecek meyve türü, kullanılan anaç, anacın üzerine aşılanan çeşit gibi faktörler de besin elementleri alımı üzerinde etkilidir. Ancak bu gibi farklılıklar her bir anaç ve anacın üzerine aşılanan çeşit birlikteliği için üretim aşamasında detaylı olarak ortaya konulması daha doğru bir yaklaşım olur. Bununla birlikte, her bir canlı organizmada olduğu gibi meyve ağaçlarında da yaprakların, dalların ve meyvelerin her bir birim ağırlığınca ihtiyaç duyulan besin elementleri ve/veya birim meyve ağırlığının üretimi için gerekli besin elementi miktarları belirli sınırlar içerisinde bilinmektedir. Bu nedenle, her ne kadar farklı sert çekirdeklilerden birim alandan alınan verimler farklılaşsa da, her bir birim verim için gerekli besin miktarının benzer olacağı düşünülerek verim gübrelemesinde belirli bir verim hedefinde meyve üretimi için gerekli saf besin elementlerine göre hazırlanan program verilecektir.

Dünya üzerinde yaşanması olası su yetersizliği, var olan su kaynaklarımızın daha ekonomik kullanımını zorunlu kıldığından damla sulama sistemleri oldukça yaygınlaşmaktadır. Bu sebepten, bu bölümde verilecek örnek gübreleme programı damla sulama ile gübreleme sistemine uygun olarak verilecektir.

Tesis Gübrelemesi

Fidan dikimi yapılmadan önce, daha önce de belirtildiği gibi toprağın pH değerini en uygun aralığa getirmek oldukça önemlidir. Fidan dikim çukurları açıldıktan sonra çukurların dip kısmına toprağın özelliklerine göre dere kumu, iyi yanmış hayvan gübresi ve fidan başına (dikim sıklığına göre) 75-100 g triple süper fosfat (TSP) veya diamonyum fosfat (DAP), 75-100 g potasyum sülfat karıştırarak dikim yapılır. Yarı bodur çeşitlerde ise 50 g TSP, 50 g potasyum sülfat karıştırılarak uygulanır. Toprağın organik madde miktarı az ise verim yaşına kadar sıra aralarında yeşil gübre bitkisi yetiştirerek yeşil gübreleme yapılması faydalı olur. Dikim yılından sonra fidan yaşına göre gübreleme yapılır.

Fidan Gübrelemesi

Fidan gübrelemesinde bitki yaşına göre gübreleme yapıp, ağaçları tam verim dönemine sağlıklı biçimde hazırlamak oldukça önemlidir. Her ne kadar, verim çağına kadar çiçek ve meyve tutumu çok az olacak olsa da bitkilerin tam verimden önce fosfor ve potasyum gibi besin elementleri ile yeter düzeyde içermeleri onların tam verim çağında yaşayabilecekleri verim ve kalite sorunlarının giderilmesine yardımcı olacaktır. Çizelge 1’de, 3 yaşına kadar sert çekirdekli meyvelerde yapılacak fidan gübrelemesinde kullanılabilecek gübrelere ve dozlarına ilişkin bir örnek yer almaktadır.

Çizelge 1.  Sert çekirdekli meyve fidanlarında damla sulama ile gübreleme sistemi aracılığıyla uygulanması gereken gübre dozları
                                                Gübre Dozu (kg/dekar)
Taban Gübrelemesi (a) Üst Gübrelemesi (b)
Fidan Yaşı 15.15.15c 20.20.0d Üre Amonyum Sülfat MAP Potasyum Nitrat
1 12 9 3,6 3,4 4,5 8,0
2 16 12 4,6 4,4 6,0 10,5
3 20 15 6,0 6,0 8,0 14,0
  1. Taban gübreleri göz kabarması öncesi damlatıcıların altına gelecek şekilde uygulanıp, kökleri zedelemeyecek biçimde toprağa karıştırılmalıdır
  2. Sulama sistemi ile planlanan gübreli su uygulama sayısına bölünerek uygulanmalıdır
  3. Hafif bünyeli, potasyum içeriği düşük topraklar için (çinkosu düşük alanlarda çinkolu formu tercih edilmelidir)
  4. Ağır bünyeli potasyum içeriği yüksek topraklar için (çinkosu düşük alanlarda çinkolu formu tercih edilmelidir)

 

Verim Gübrelemesi

Yukarıda da ifade edildiği gibi, bu kısımda damla sulama ile gübreleme sistemine uygun, 2-3 ton meyve (verim) için örnek bir program verilecektir. Beklenen her bir ton fazla verim için verilen miktarlar %15 artırılırak, her bir ton eksik verim için ise %15 azaltılarak uygulanabilir.  Programda, ağaçların taç izdüşümünün altına gelecek şekilde göz kabarmasından önce toprağa gömülen taban gübresi ve çiçeklenmeyaprak dökümü öncesi arasındaki dönemde damla sulama sistemi aracılığı ile uygulanan üst gübrelemeleri yer almaktadır.

Elbette ki yapılacak toprak testleri ve bitki analizlerine göre hazırlanacak gübreleme programının en doğrusu olacağı da unutulmamalıdır.

Taban gübresi olarak, hafif bünyeli potasyum içerikleri düşük topraklarda 15.15.15 (çinkosu düşük topraklarda çinkolu formu tercih edilmelidir) dekara 40 kg olacak şekilde ve toplam uygulanacak miktar dekardaki ağaç sayısına bölünerek damlatıcıların altına gelecek biçimde uygulanıp kökleri zedelemeyecek biçimde toprağa karıştırılmalıdır. Ağır bünyeli ve potasyum içeriği yüksek topraklarda ise 40 kg 15.15.15 gübresinin yerine dekara 30 kg olacak 20.20.0 gübresi (çinkosu düşük topraklarda çinkolu formu tercih edilmelidir) aynı şekilde uygulanmalıdır. Elbette ki burada verilen gübreler birer örnek olup, özellikle taban gübresi dediğimiz ve gözler kabarmadan önce verilen gübreler, benzer saf besin içeriklerini sağlayacak biçimde suda çözünebilir gübreler kullanılarak yine damlatıcılar aracılığıyla verilebilir.

Çiçeklenme sonrasında damla sulama sistemi ile uygulanacak gübrelerin formları, uygulama dozları ve zamanları ise Çizelge 2’de özetlenmiştir. Çizelge 3’de ise, taban ve üst gübresi olarak hafif ve ağır bünyeli topraklarda uygulanacak saf azot, fosfor ve potasyum dozları hesaplanarak ayrı ayrı verilmiştir.

Çizelge 2.  Örnek gübreleme programı için dekara 2-3 ton meyve verim hedefinde her bir bitki gelişim döneminde damla sulama ile gübreleme sistemi aracılığıyla uygulanması gereken gübre dozları
Bitki Gelişim Dönemi Gübre Dozu (kg/dekar/dönem)
Üre AN MAP Potasyum Nitrat MKP
Çiçeklenme

-meyve tutumu

1,0 1,0 1,5 2,0
Meyve tutumu

-meyve irileşmesi

2,0 2,0 3,0 4,0
Meyve irileşmesi

-renk dönümü başlangıcı

3,0 3,0 2,0 6,0
Renk dönümü başlangıcı

-hasat

2,0 2,0 1,5 3,0
Hasat sonu

-yaprak dökümünden bir ay öncesi

5,0
Toplam 8,0 8,0 8,0 15,0 5,0

 

Çizelge 3. Örnek gübreleme programı için dekara 2-3 ton meyve verim hedefinde toprağın tekstür ve yarayışlı potasyum seviyesine göre uygulanan saf azot, fosfor ve potasyum dozları
Toprak Özellikleri Besin Elementi Dozu

(kg/dekar/dönem)

Azot

(N)

Fosfor

(P2O5)

Potasyum

(K2O)

Hafif bünye, düşük potasyum yarayışlılığı 14,2 13,5 14,6
Ağır bünye, yüksek potasyum yarayışlılığı 14,2 13,5 8,6

 

Yaprak Gübrelemesi

Ağaçların kış soğuklarına dayanıklılıklarını ve meyve tutumlarını artırmak amacıyla, hasat sonrası MKP gibi fosfor ve potasyum içeriği yüksek (%52 P2O5 + %34 K2O) bir gübre yapraktan besleme oldukça önemlidir. Söz konusu bu gübrenin yaprak uygulanması için, hasattan sonraki dönemde 100 litre suda 1 kg MKP, 100 g çinko sülfat (ZnSO4.7H2O) veya çinko-EDTA ve 100 g borik asit (H3BO3) eritilerek 10-15 gün ara ile uygulanabilir.

Özellikle kiraz meyvelerinde yağış sonrası oluşabilecek çatlamaları gidermek için içeriğinde kalsiyum bulunan bir yaprak gübrelemesi oldukça faydalı sonuçlar doğuracaktır. Bu amaçla, 100 litre suda 1 kg kalsiyum nitrat (%15.5 N + %26 CaO), 50-75 g borik asit (H3BO3), 100 g çinko sülfat (ZnSO4.7H2O) veya çinko-EDTA eriterek meyve tutumu tamamlandıktan sonra 8-10 gün ara ile yapraktan gübreleme yapılması gerekir.

Sürgün ucundaki yapraklarda sararmalar görülüyorsa yapraktan 100 litre suda 150 g %13 FeEDTA ile 2-3 kez yaprak uygulaması yapılır.

Mesaj at
1
Destek Hattımız
Merhabalar
Nasıl Yardımcı Olabiliriz?